Logoterapi Nedir?

Logoterapi, anlam yoluyla ya da anlam merkezli terapi olarak açıklanabilir. İnsanın anlam anlayışı üzerine geliştirilmiş olan logoterapi, terapide insanın yaşamına anlam kazandırmayı amaçlamaktadır. Geleneksel psikoterapide amaç kişinin kendi benliğini gerçekleştirmesini sağlamak, yaşamına anlam kazandırmaktan çok anlamın kişinin kendini gerçekleştirmesiyle geleceğine inanır

Logoterapi Nedir?
20 Kasım 2017 Pazartesi 20:47

LOGOTERAPİ NEDİR?

Logoterapi, anlam yoluyla ya da anlam merkezli terapi olarak açıklanabilir. İnsanın anlam anlayışı üzerine geliştirilmiş olan logoterapi, terapide insanın yaşamına anlam kazandırmayı amaçlamaktadır. Geleneksel psikoterapide amaç kişinin kendi benliğini gerçekleştirmesini sağlamak, yaşamına anlam kazandırmaktan çok anlamın kişinin kendini gerçekleştirmesiyle geleceğine inanır fakat logoterapiye göre nevroz ortadan kalkmış olsa bile nevrozun yerini ‘boşluk’ alır. Hümanist yaklaşımla birlikte varoluşçulukla da anılan ‘logoterapi’ insanın anlam arayışının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgular (Frankl,2003).

Logoterapinin öncüsü Avusturyalı nörolog-psikolog Victor E. Frankl’dır. Frankl’a göre insanın anlam arayışı terapide bulunması gereken, terapinin amacını oluşturması gereken göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Frankl görüşünü desteklemek için karşılaştığı vakalardan örnekler vermiştir. Amerika’da bir üniversitede intihar girişiminde bulunmuş 60 öğrenciye anket yapılmış. Öğrencilerden yüzde 85’i intihar girişimlerine neden olarak ‘yaşamın anlamsızlığından’ bahsetmiştir. Yaşamı anlamsız gören ve bu yüzden intihar girişiminde bulunan öğrenciler sosyal açıdan oldukça aktif, aile arası ilişkileri iyi ve akademik anlamda başarılı oldukları görülmüştür. Bu durumu yaşamın her alanında görebilmekteyiz. Sosyoekonomik açıdan iyi, refah düzeyi yüksek toplumlarda aynı zamanda intihar girişiminin de yüksek olduğu görülmektedir. İnsan her araca sahip olsa, her imkana sahip olsa bile anlamı yakalayamadığı durumda doyuma ulaşamamakta ve hayatına son vermeyi tercih etmektedir. Frankl bir bakımdan bu duruma dayanarak geleneksel psikoterapinin yetersiz kaldığını savunmaktadır. Her vaka için geçerli olmasa da ‘insanın anlam arayışı’ ortaya çıktığı durumda geleneksel psikoterapi yetersiz kalmaktadır. İnsana yaşam anlamını katmadan onu iyileştirdiğimizden söz edemeyiz.

Tüm koşullar iyi olsa da mutlu olamayan insanların yanında; zor, tehlikeli koşullar altında mutlu olabilen insanlarda vardır. Frankl’a hapishanedeki hastasından bir mektup gelir. Kişi mektubunda hapishanede hizmet edip gelişebildiğini söylemekte ve hapishanede her zamankinden daha mutlu olduğunu vurgulamaktadır. Bir yanda akademik anlamda başarılı, oldukça sosyal, aile ilişkileri iyi gençlerin intiharı söz konusuyken öte yanda hapishanede her zamankinden daha mutlu bir insandan söz etmekteyiz. Örneklerde de açık olduğu gibi Frankl’ın değinmek istediği durum insana hayatı için anlam kazandırmadığımız sürece onun için yaptığımız terapi eksik kalmaktadır. Her durum için geçerli olmasa da kişinin nevrozu ortadan kalkmışsa ve ‘boşluk’ durumunu dolduramadıysa o kişiyi iyileştirmiş olmuyoruz (Frankl,2003).

Frankl, Freud ve Adler kuramlarının çağımız insan sorunlarını artık tam anlamıyla karşılayamadığını düşünmektedir. Psikolojik yardım almaya gelen kişiler, intihar, yaşamın anlamsızlığı, amaçsızlık gibi durumlardan söz etmektedirler. Bu noktada logoterapi insanın anlam arayışı için geliştirilmiştir. Günümüz toplumunda insan her anlamda doyurulmaktadır fakat anlam istemi karşılanamamaktadır. Hayatına anlam bulamayan insan depresyona sürüklenmekte ve intiharı düşünmektedir. Anlam boşluğunun insanda yarattığı bu durum psikoterapi ile de tam olarak çözüme kavuşturulamadığında intihar kişi için kaçınılmaz olmaktadır. İntiharı isteyen, düşünen kişi için yaşamın anlamı çok önemlidir. Yaşam anlamı kişiye sunulmazsa intihar düşüncesi kaybolmaz, intihar düşüncesi şiddetlenir.

Birey, sorununa çözüm bulabilmek adına psikoterapi almaya gelir. Psikoterapi ile çözüme kavuşacağını düşünen birey, yaşamının da anlamlanacağına inanır. İçindeki boşluğun sebebini anlamak isteyen ve boşluğu doldurmak isteyen birey psikoterapiden beklentilerini yüksek tutar (Baltacı,2006). Beklentilerinin arasında ‘anlam’ arayışı da vardır. Birey bu durumun psikoterapi sırasında farkına varamayabilir fakat psikoterapi sonucunda boşluğun dolmadığını anlar ve içinde hissettiği, yaşamında düşündüğü boşluğun ‘anlam arayışı’ olduğunun farkındalığını yaşar. Psikoterapi sonucunda bile anlamı bulamadığını gören birey bu boşluğu bundan sonra da asla dolduramayacağını düşünmektedir. Bu durumdan sonra intihar kişiye kaçınılmaz bir seçenek olarak gözükür (Hayta,2000).

Frankl’ın araştırmalarında ve incelemelerinde de gördüğümüz gibi insan en tehlikeli ve zor durumda bile hayatı için anlam bulursa yaşamından zevk alır. İntihar düşüncesi kaybolur. Hapishanede, hastanede ya da savaşta olması fark etmez. Kişi hayatta aradığı anlamı hiç beklenmeyen ya da çok tehlikeli bir yerde bulabilir. Hayatının amacını ve anlamını bulan kişiler hayattan zevk alarak yaşamaktadırlar.

Geleneksel psikoterapi ile çözülen nevroz, hayatın anlamını bulma kısmına geldiğinde yetersiz kalmaktadır. Frankl Freud’un görüşlerini reddetmese de birçoğuna katılmamaktadır. Ona göre psikoz bedenin biyokimyasıyla ilgilidir fakat kişinin psikozuna yaklaşımı tamamen kişiliğine bağlıdır. Psikozuna karşı tavrı, onunla ne yaptığı, nasıl başa çıktığı ve onunla hayatını nasıl devam ettirdiği kişiliğe bağlıdır. Psikozla bu başa çıkma durumu hayatın anlamlanmasıyla oluşur. Kişinin psikozuyla başa çıkmak isteme çabası, onunla yaşamını sürdürebilmek için iç görü geliştirmesi hayatını anlamlı bulduğu sürece gerçekleşir. Aslında kişinin psikozuyla baş etme durumu, iç kazanma durumu hayattaki anlamı bulduğu sürece devam eder.

Varoluşçu terapi öncülerinden de sayılan Frankl, hayatın anlamını her zaman insan için en önemli amaç olduğunu düşünmüştür. İnsana bakış açısı olumlu olan varoluşçu yaklaşım logoterapiyi destekler niteliktedir. İnsan ölümü unutmaz, ölümü düşünür ve ölüm kaygısını yaşar. Ölüm kaygısı insanda hayatının anlamını sorgulamasına yol açar. Hayatını sorgulayan, anlam arayan insan davranışlarını bu yönde değiştirir. İnsanın anlamı aramaya itilişi ölümü düşünmesiyle gerçekleşir. İntihara meyilli, intihar düşüncesiyle terapi almaya gelmiş kişiye uyguladığımız terapiyle birlikte ona hayatının anlamını da kazandırmalıyız. Terapi bireye ne kadar iyi gelirse gelsin hayatın anlamına sahip olmadığı sürece intihar düşüncesi kaybolmaz (Frankl,2003).

Örneğin; sizden gözlerinizi kapatmanız ve hayal etmeniz istense; doktorun yanındasınız ve doktor size bir ay ömrünüz kaldığını söylüyor. Doktorun yanından çıktınız, ne yaparsınız? İnsanlardan bunu düşünmeleri istendiğinde istisnalar olmakla birlikte çoğunlukla hayatın amacı sorgulanır. O zamana kadar yapılanlar gözden geçirilir ve yapmak isteyip yapılmayanlar için harekete geçilir. Söylenemeyenler söylenir. Kişi o zamana kadar hayatının anlamının ne olduğunu sorgular. Kişiye aynı zamanda bir içe bakış kazandıran bu örnek insanın hayat anlamı arayışının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

Anlam arayışı uzun zamanlardan bu yana insanın kaçamadığı bir durumdur. Kişi farkında olmasa da anlam arayışı her zaman onunladır. Geleneksel psikoterapi sonuncunda veya psikoterapiye devam ederken sorununun asıl kaynağının anlam olduğunun farkındalığını yaşayabilmektedir. Geleneksel psikoterapi sonucunda çözüme kavuşmayan sorunlar ya da çözüme kavuşan sorunlar yerini ‘boşluk’ hissine bırakmaktadır. Boşluk hissi kişide rahatsızlık uyandırır ve sorunlarının çözülmüş olması durumu bile onu rahatlatmaz. İçinde oluşan boşluk hissini doldurmak isteyen kişi terapistine tekrar başvurabilir. Uygulanan geleneksel psikoterapi bu gibi durumlarda Frankl’a göre yetersiz kalmaktadır. Uzun süre uygulanmış ve sorunlar çözüme kavuşturulmuş olsa da kişideki anlam arayışını, anlam sorununu çözememiştir. Bu gibi durumlarda logoterapi kişi üzerinde ‘anlamı’ bulmak adına çalışmalar yapmaktadır. Logoterapi ile birlikte anlam istemine kavuşan kişi hayatına devam edebilmek için, hayatını sürdürebilmek için teşvik almış olmaktadır. İntihar düşüncesi kaybolan kişi için terapi işe yaramış demektir. Logoterapi, geleneksel terapi sonucunda çözüme kavuşamamış intihar düşüncesi ve anlam arayışı durumunu çözmüş demektir.

İntihar istemi kişinin hayatı için reddedilemeyecek kadar büyük bir sorundur. Her bireyin kendini gerçekleştirme yolunda ilerlemesini bekleriz. İntihar düşüncesine sahip kişi için bu durum çok uzaktır. Bireyin hayatına son vermek istemesi sağlıklı bir davranış olmamakla birlikte hemen çözülmesi gereken bir durumdur. Bireye onun için olan hayatın anlamını bulmasına yardımcı olunmalı ve intihar düşüncesinden uzaklaştırılması gerekmektedir.

Psikoterapiye başvuran insanlar artık Freud ve Adler dönemlerindeki gibi aşağılık benlik duyguları veya cinsel engellemelerinden yakınarak gelmiyorlar. İntihar ve anlam arayışı gelişen çağ ile birlikte insanlar için daha büyük bir sorun haline gelmiştir. Her şeye çabucak ulaşabilen, her şeye sahip olabilen insan artık her şeye sahipken bile mutlu olamadığını, doyuma ulaşamadığını fark ettiğinde hayatının anlamını sorgulamaktadır. Hazır bulunuşçuluğun ön planda olduğu bu çağda kolayca ulaşılan her şeyin yanında hayatın anlamına ulaşmak kolay değildir. Victor E. Frankl logoterapiyi değişen yaşam ve insan istekleri üzerine bir cevap niteliğinde geliştirmiştir.

Logoterapi sonucunda insana anlam arayışına cevap bulma vadedilebilir fakat kesin bir buluş söz konusu değildir. Her kişi için anlam farklıdır ve kişi hayatı için anlamı bulduğunu zannettiğinde bile aradığı anlamı bulamadıkları fark edebilirler. Bu anlamda logoterapi kesin çözümler ve kesin sonuçlar vermediğinden tercih edilme sıklığı azdır. Varoluşçu terapi ile iç içe olan logoterapi daha çok yeni bir kavram, olgudur. Ölüm teması üzerinde sık durmaması ve kullandığı yöntemlerle diğer varoluşçu terapiden uzaklaşır. Anlam istemi logoterapinin temelini oluşturur. Anlam arayışı, dünya zevklerinden bıkmış, yaşamın doyumuna vardıktan sonra yaşamının anlamsızlaşması sonucu ortaya çıkar. Özellikle Amerika’da yüksek yaşam standartları, kaliteli yaşam ve kariyer belirli bir seviyeye geldikten sonra ve bu seviyede olmasına rağmen insanların mutsuz olmaları, yaşamı amaçsız bulmaları, çok sayıda intihar girişimi olmuştur. Amacına ulaşan intihar girişimi sayıları arttıkça görülmüştür ki geleneksel psikoterapiler ve günümüze kadar olan yaklaşımlar bir fayda göstermemektedir. Logoterapi değişen yaşam standartları, istekleri üzerine tam da bu ihtiyaca yönelik geliştirilmiş bir terapidir. Uygulanılması ve doğurduğu sonuçlar kesin olarak bilinmemekle birlikte günümüz sorunlarına cevap olabilecek nitelikte geliştirilen terapilerdendir. Frankl logoterapiyi geliştirirken geleneksel psikoterapiden kopmamış fakat ona da bağlı kalmamıştır. Günümüz insanlarının doyumsuzluğu, manevî düşüncelerden uzaklaşmaları onlara anlamı kaybettirmiştir. Frankl’a göre insan ruhunu dinlemeli, ondan asla uzaklaşmamalıdır. Ruhu insanın en önemli parçasıdır.

Ölüm kaygısı insanda her zaman vardır. İnsan bunu bazen bilinçaltına iter ve farkında olmadan bu kaygıyla yaşar. Ölüm kaygısına göre hareket eder. İnsanın anlam arayışı durumu da aynı şekilde ölüm kaygısı ile bağlantılıdır. Kişi öldüğünde geçmiş yaşamının anlamlı olmasını istemektedir. Geçmiş yaşamına baktığında, bu dünyadan gittiğinde arkasında izler bırakmak istemektedir. Ölüm kaygısı, anlam arayışı isteğini arttırdığı için kaygı düzeyi de yükselmektedir. Kaygı, ölüm, yaşam sorunları içinde boğulan insan kaçış yolu aramakta ve çözümü çoğunlukla intiharda bulmaktadır. İntihar dışında insan suç işlemeye de bu nedenlerden dolayı itilebilmektedir. Son zamanlarda intihar ve suç eğilimlerinin bu denli artması ölüm kaygısı,anlam arayışını nedenlerine bağlanabilir.

Logoterapi, psikoloji dünyasında da tam olarak oturmamış bir kavramdır. Anlam arayışı oldukça derin ve önemli bir konudur. Bu anlam bir hapishanede de karşımıza çıkabilir, bir çöplükte de, çok güzel bir yerde de. İnsan bunu bilemez fakat hayatı boyunca bunun arayışı içinde yaşar. İnsan bu arayışın farkına çok geç de varabilir, çok erken de varabilir. Anlam arayışının doğurduğu ruhsal sorunlar için geleneksel psikoterapi yardımcı olabilir fakat yine de asıl soruna yani insanın anlam arayışına çözüm olamamıştır. İnsanın anlam arayışı, anlam istemi adına geliştirilen logoterapi, varoluşçu yaklaşımın bir parçasıdır. Varoluşçu yaklaşımda, insanın var olması çabası ve var olma kaygısı anlam arayışı ile devam etmektedir.

Logoterapi’nin insana bakış açısı olumludur. İnsanın kendine ve çevresine güven duymasına, bu güveni kazanmasını amaçlar. Logoterapide danışan ve danışman birlikte kendini bu anlam arayışının içinde bulur. Danışman da danışan kadar terapiden etkilenir. Logoterapide danışana güç aşılanır. Özgürlük aşılanır ve sorunların üstesinden gelebilme gücü aşılanır. Hayatın amacının sorgulanır, bu sorgulama insana iyileştirici niteliktedir. Baştan sona anlam arayışı, hayatın amaçlandırılma isteği insanı iyileştirir. Logoterapi bunun üzerine kurulmuştur. Anlam ile insana iyileştirme kazandırılır. İnsanın içinde yaşadığı varoluşsal boşluk durumunu doldurabilmek, ortadan kaldırabilmek için logoterapi uygulanır ve bu terapi insanı iyileştirici dir. Kişiyi iyileştirmeyi amaçlar. Anlam arayışı kendini durgunluk, iç sıkıntısı ve amaçsız yaşam ile ortaya çıkarır. Geleceğe dair hedefleri, yarın uyanmak için sebepleri olan insanlar intihar gibi, ölüm kaygısı gibi olguları daha az düşünmektedir ler.

İnsanlar yaşam anlamlarını ararken kendilerini arkalarında bir eser bırakarak, insanlarla iletişime geçerek, sorumluluk alarak, özgür seçimler yaparak ve acı durumlara karşı direnç göstererek anlamı bulabilirler.

Kaynakça;

  1. Hayta, A. (2000).U.Ü. İlahiyat fakültesi öğrencilerinin ibadet ve ruh sağlığı ilişkisi üzerine bir inceleme.Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.s:9.
  2. Baltacı, Ö.(2006).Paradoksal Psikoterapi.
  3. Frankl, Victor. E.(2003).Duyulmayan Anlam Çığlığı.İstanbul: Öteki Yayınları.

İrem DOĞRUL


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.