Yüceltme Savunma Mekanizması

yüceltme, yüceltme nedir, yüceltme savunma mekanizmaları, yüceltme Anna Freud, id,ego, süperego, yapısal kişilik kuramı, dürtü, kaygı

Yüceltme Savunma Mekanizması
22 Ağustos 2017 Salı 22:35

Karşımızda bir ayna olsa, bu ayna bize gerçek kendiliğimizden bahsetse. Bakınca en derini görsek, bize kendimizi anlatsa ve gerçek benliğimizi iyi ve kötü yanlarıyla kabul etsek. Fakat değil insanların bizi tanıması, bizim kendimizi keşif sürecimiz bile uzun ve zorlu bir süreç. İnsan, zamanının çoğunu aslında kendini tanıyarak geçirir. Her geçen dakika değişir, hatta bazı zamanlar kendini tanıyamaz hale gelir. Bu zamanlarda ürkek bir çocuğa dönüşen benliğimizi kurtarmak yaşamın en büyük amacı olur. İşte tam da bu zamanlarda bilinçdışı isteklere hareket eder ve kendimize bir “savunma mekanizması” oluştururuz.

   “Kaygı yaşayan benliği kurtarmak ve bunu bilinçsizce yapmak!”

     İşte insanın gizil yeteneklerinden sadece bir tanesi!

Savunma mekanizması, insanın toplumsal uyum içerisinde olmasına ve kendi benlik saygısını düzenlemesine yardımcı olur; ancak unutmayalım ki savunma mekanizmalarının sürekli kullanımının tehlikeli sonuçları da olabilir.

O zaman gelin bu konuyu daha iyi anlamak için önce Freud’un dürtü modeline ve kişilik yapısı kuramına bir göz atalım.

Freud’un Yapısal Modeli

Freud kişilik gelişiminin özellikle 0-6 yaşta şekillendiğinden ve kişiliğin üç sistemle birlikte oluştuğunu öne sürmüştür. Bu üç sistem birbiri ile bir bütündür ve ayrı düşünülemez. Kişiliğimiz de psişik enerji ile bu üç sisteme kayar (Corey, 2015).

 İd (Kişiliğin Biyolojik Kısmı): Kişiliğin çekirdeğidir. Bireyin ilkel dürtüleridir. Zevk (haz) ilkesine göre çalışır ve geciktirilmeksizin bütün isteklerinin yapılmasını ister.  Mantık dışı ve ahlak dışıdır ve gerçeklik kavramı yoktur (İnanç ve Yerlikaya, 2012).  Mesela tuvaleti gelmiş bir çocuk düşünelim. Çocuk, tuvaletini nerede ve nasıl yapacağını  planlamaz değil mi? Evet; çünkü dürtülerine göre hareket eder. Mesela her yerde tuvaletini yapabilir, başkası ne düşünür diye önemsemez. Bu da henüz süperegosu, yani  kişiliğinin toplumsal kısmı, gelişmediğinden kaynaklanır. Freud, gelişmekte olan bir bebeğin en zor görevinin hazlarını ertelemek olduğunu söylemektedir (İnanç ve Yerlikaya,  2012).

 Sonuç olarak çocuk, bir yetişkin gibi tuvalete gitmeliyim, burada tuvaletimi yaparsam rezil olurum! diye düşünmez. Çünkü id beklemeyi sevmez!

 Süperego (Sosyal Bileşen):  Aman insanlara ne deriz?!’ in psikolojideki yeridir süperego. Kişiliğin toplumsal yönüdür.

 Birçok insan toplumun isteklerini göz ardı etmeden yaşar. Bu yüzden doğmamış mıdır zaten kültürler, yaşam şekilleri… Toplum ister, bazen bizim isteklerimiz toplumla  uyuşmaz. Ama bir şekilde uyum içinde yaşamamız gerekir.

 Süper ego, ben ve üstü kelimelerinden oluşur (İnanç ve Yerlikaya, 2012). Kişiliğin en son gelişen yapısıdır. Çocuklar toplumsal normları anneler, babalar, öğretmenler ve benzer figürler sonucu 5 yaşından itibaren gelişmeye başlar. Süperego aslında bizim vicdanımızdır ve idin isteklerini bütünüyle engellemeye çalışır.

Ego (Kişiliğin Psikolojik Kısmı): Ve ego! Ben sözcüğünün Latince karşılığı ve savunma mekanizmalarını çalıştıran sistemdir.  Organizmanın gerçek ile ilişkisini düzenlemek için 6-8. Aylarda idden evrimleşir ve gelişir ve idin amaçlarını dengelemeye yarar (İnanç ve Yerlikaya, 2012). İd ile süperegonun uzlaşmasını ve bu uzlaşmayı savunma mekanizmalarıyla yapmak için çalışır. Yani ego, idin isteklerini erteler ve istekleri uygulamak için uygun  nesneleri bulana kadar harekete geçmeyi engeller (İnanç ve Yerlikaya, 2012). İd’de bahsettiğim tuvaleti gelen çocuğun, toplumun isteklerine göre uygun olmayacağı için tuvalet zmanaınını beklemesi egonun çalıştığını gösterir.

Kişiliği Kuşanmak: Savunma Mekanizmalarımız

Kaygıyla  başa çıkmak için birçok davranışta bulunuruz. Aslında insanların çoğu bu davranışları fark etmeden yapar. Bu mekanizmalar kişiliğimizdeki tutarsızlıkların, boşlukların arasını kapatmaktadır. Asıl amaç kişiliğin dengesini bulmaktır.

1926-1959 yılları arasında Sigmund Freud; “bireylerin algılanan tehditten korunmak için kullandığı mekanizmaları anlatmıştır.” Daha sonrasında Anna Freud, 1936 ve 1966 yılları arasında “Ego ve Savunma Mekanizmaları ile ilgili bilgi verip savunma mekanizmalarını detaylıca anlatmıştır (Clark, 1991).

Başlıca savunma mekanizmaları; yadsıma (inkar), yer değiştirme, mantığa bürünme, yüceltme, özdeşim kurmadır (Corey, 2015). Ancak; Anna Freud ve Charles Brenner, hemen hemen her şeyin bir savunma olabileceğini söylemişlerdir. Birine bakmak, golf oynamak, başka yere bakmak, para biriktirmek… Ne olursa olsun hoşa gitmeyen davranışı yapmaktan alıkoyuyorsa “savunma” olarak kabul edilir (Blackman, 2004).

Peki Nedir Yüceltme?

Sağlıklı ve yapıcı bir savunma mekanizması olan yüceltme, ilkel dürtülerin, asıl amaç ve nesnelerinden ayrılarak toplumsal olarak kabul edilen davranışlar ile doyuma ulaşmasıdır (Freud, 1963; Akt. İnanç ve Yerlikaya, 2012). Yüceltme dürtüyü bastırmaz, telafi eder. Yani sosyal olarak kabul edilemeyecek istekleri ve davranışları; sosyal olarak kabul edilebilir hale getirir. Freud’un dürtü modeline göre 2 tür haz ilkemiz vardır ve Freud’a göre her birey bilinçaltı bir istekle bu dürtülerle hareket eder. Bunlardan biri “cinsellik”, biri de “saldırganlıktır”.  Bu iki haz ertelenmeyi sevmez.

Evet, belki bu iki dürtü hepimizde mevcut. Bazı insanlar bu isteklerini bastırır, bazı insanlarda da baskılanamayacak derecede fazla olabilir. Ancak yüceltme mekanizmasını çok da kötü bir şey olarak görmemek gerekir. Yüceltmeye bir çok örnek sayabiliriz. Şimdi bu örneklere bi göz atıp yüceltmeyi daha iyi kavrayalım.

 Örneğin; Eserlerinin birçoğunda arzu nesnesi olan bir ressam. Aslında baskılayamadığı cinsel arzularını yeteneği ve yaratıcılığı ile birleştirip eserlerine yansıtmış olabilir.  Bu durumun toplum tarafından ayıplanacak bir yönü yoktur. Sanatçı, sanat yaparken özgürdür ve hazlarını açığa çıkarabilir. İşte bu yüceltmedir. Hazlarını toplumsal  kabule yönelik geliştirir ve ortaya çıkarır.

 Şiddet göstermeye meyilli bir insanın boksörlük, polislik gibi mesleklerde bulunması… Evet, şiddetin temel güdülerimizden biri olduğunu kabullenmeliyiz belki de.  Ama bilirsiniz şiddet toplum tarafından pek de hoş karşılanmaz. Bir kadına, çocuğa ya da başkasına karşı şiddet göstermek, ona zarar vermek  her açıdan yanlış olarak  kabul edilir. Bu yüzden şiddete karşı bilinçdışı istek duyan birinin ringlerde şiddeti sonuna kadar uygulaması toplum tarafından hoş karşılanabilir çünkü bu artık bir  spordur.

 Yüceltme mekanizmasına göre küçükken hep kesici aletle oynamayı severdim diyen bir insanın doktor olması tesadüf olmayabilir. Saldırganlık dürtüsünün içinde bir de  zarar verme dürtüsü de var tabii. Bu aslında akıl sağlığımız yerinde olduğu durumlarda pek de görülecek bir şey olmasa da, zarar vermeye dair bilinçdışı bir istek taşıyor  olabiliriz.

Hayal kırıklığına uğramış birinin kendini dansa, müziğe ve çeşitli etkinliklere vermesi… Tüm bunlar doyuma ulaşmayan durumların göstergesi sayılabilir. Bir alanda mutluluğu veya başarıyı yakalayamayan bir insanın başka bir alana yönelerek diğer eksikliklerini kapatmak istemesi ve bunu bilinçdışı olarak yapması.  İşte tam da bu “yüceltmedir”!

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda toplumsal ön yargının-yani psikodinamik teoriye göre süperegonun-, bilinçdışımızı bastırdığını ancak insanların da bu durumun üstesinden gelebilmek için birçok mekanizma geliştirdiğini söylemek mümkündür.

Hazlarımız gerçek, duygularımız ve ihtiyaçlarımız da öyle. Şiddet ve cinsel içerikli Hollywood filmleri; savaş oyunları… Hepsi kişiliğimizin bir parçasıyken, bilincimize ulaşmadığı için başka şeylerle telafi etmeye başlıyoruz.

Kaynakça:

Blackman J., (2004). Zihnin Kendini Koruma Yolları: 101 Savunma (Ö. Karakaş, Çeviren). Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları: 75

Clark, A.J. (1991). The identification and modification of defense mechanisms in counseling (Ersever h., Çeviren). Journal of Counseling and Development. 69, 231-236.

Corey,  G., (2015). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları (T. Ergene, Çeviren). Ankara: Mentis Yayıncılık.

İnanç B. & Yerlikaya E., (2012). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Yayıncılık.

Ceren DELİOĞLAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.