Sosyal Onay İhtiyacı Nedir?

Sosyal onay ihtiyacı, bireyin kendi dışındaki insanların fikirlerine önem verdiği ve etkileşim içinde olduğu kişiye uyma davranışı gösterdiği bir kavramdır. Bu kavramın kişilerarası ilişkilerde sosyal bağ kurmasına ve yakınlaşmasını sağlarken başkalarının istek ve beklentilerine göre yaşamına yön vermesine sebep olabilmektedir.

Sosyal Onay İhtiyacı Nedir?
02 Nisan 2018 Pazartesi 23:27

SOSYAL ONAY İHTİYACI NEDİR?

Bireyin içinde bulunduğu çevre, bireyin yaşamında büyük bir yere sahip olan güçlü bir yapıdır. Psikoloji literarütünde çevre olarak diğer bireylerinde yer aldığı “sosyal çevre” ele alınmıştır (Karaşar, 2014). Muray (1938), sosyal çevrenin içinde olan insan için bazı sosyal ihtiyaçları olduğunu söylemiştir. Bunlar, başarı ihtiyacı, çevre tarafından tanınma, bağımsız olma ve baskın olma ihtiyacıdır (akt; Çalışkan, 2003). Bireyin davranışını, içinde olduğu aile, okul ve arkadaş çevresi şekillendirmiştir. Çevre insan üzerinde ödül ve ceza yoluyla davranışları yönlendirme imkanına sahip bir yapıdadır. Sosyal bir varlık olan insan, onaylanma ve değer görme ihtiyacı hisseder. Sosyal onay kavramı başka bir ifadeyle açıklanacak olursa övgü arama eğilimidir. Örneğin başarı ihtiyacına yönelik olarak insanlar “başarısız olursam başkarına rezil olurum” kaygısı yaşamaktadır (Karaşar ve Öğülmüş, 2016). Sosyal onay ihtiyacı, bireyin kendi dışındaki insanların fikirlerine önem verdiği ve etkileşim içinde olduğu kişiye uyma davranışı gösterdiği bir kavramdır (Karaşar, 2014). Bu kavramın kişilerarası ilişkilerde sosyal bağ kurmasına ve yakınlaşmasını sağlarken başkalarının istek ve beklentilerine göre yaşamına yön vermesine sebep olabilmektedir. Sosyal onay ihtiyacının en büyük etkenlerinden biri kültür faktörüdür. Toplulukçu bir kültür yapısına sahip olan Türk kültürü;  “çevre ne der?” gibi sorular yoluyla bir sosyal onay alma beklentisi içindedir ve davranışlarını da bu yönde gerçekleştirir. Kültürün bu yaklaşımı insanların yaşamlarında önemli bir yere sahip hale gelmiştir. Türkiye’de yapılan araştırmalar genellikle sosyal onay ihtiyacının cinsiyete göre değişmediğini bulmuştur. Yani kızlar da erkekler de kültürün etkisinden aynı oranda etkilenmektedir (Karaşar ve Öğülmüş, 2016).

Sosyal onay kavramı, mükemmelliyetçilik, benlik kurgusu, sosyal beğenirlik, sosyal uyma ve özellikle sosyal kaygı kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. Aşağıda bu kavramların sosyal onay ile ilişkileri incelenmiştir

Sosyal Beğenirlik ve Sosyal Onay

Günümüzde kişilik envanteri araştırmacıları insanların algılarını ölçmek ve karşılaştırmak amacıyla çalışmalar yürütmektedir. Bu araştırmalar sonucunda geliştirilen ölçeklere insanlar verdikleri cevaplarla dahil olmuştur. Verilen yanıtlara insanın dahil olmasıyla “sosyal beğenirlik” etkisi ortaya çıkmıştır. Edward’ın (1953) çalışmasına göre bireylerin ölçeklere verdikleri yanıtlarda kendini ifade ediş biçimleri ile verilen yanıtlardaki sosyal beğenirlik etkisi arasında yüksek bir ilişki tespit edilmiştir. İnsanların bilinçli veya bilinçsiz olarak verdiği bu yanıtlar çalışmaların sonuçları üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir.

Haran ve Aydın, (1995) bireylerin kendilerini olduğunun dışında kabul gören ve beğenilen özelliklerde gösterme yöneliminin “sosyal beğenirlik etkisi” olduğunu söylemişlerdir (akt; Koğar ve Gelbal, 2015). Edward’ın sosyal beğenirlik kavramını tanımlamasından sonra Crowne ve Marlowe (1960) “Crowne ve Marlowe Sosyal Beğenirlik Ölçeği” geliştirmiştir. Geliştirilen bu ölçekten alınan cevapların analizine bakıldığında insanlar sosyal kabul ve onay kazanmak adına sosyal beğenilir cevaplar verdiği ortaya çıkmıştır (akt; Karaşar, 2014). Günümüzde sosyal beğenirlik ölçümü adı altında dolaylı olarak sosyal onayında  ölçüdüğü bu ölçek aslında birbirinden farklı kavramları ölçmektedir. Sosyal onay arayan bireyler sosyal beğenilir şekilde davranırlar. Sosyal onay ve sosyal beğenirlik kavramı arasındaki en temek fark sosyal beğenirlik bir değerlendirme durumu olduğunda ortaya çıkar fakat sosyal onay bireyde bir kişilik özelliği haline gelmiştir (Karaşar, 2014).

Sosyal Etki-Uyma ve Sosyal Onay

Sosyal etki, bireyin yaşamında diğer insanların düşünceleriyle, davranışlarıyla hatta varlıklarıyla bile bıraktıkları iz sosyal etkidir (Karaşar, 2014). Bireyler kendi düşünce, algı, inanç ve duygularının doğru olduğundan emin olmak için diğerlerinin düşüncelerini önemsemektedirler (Kara ve ark., 2014). Sosyal etkinin iki farklı türü vardır. Bunlar; “bilgilendirici sosyal etki” ve “norma dayalı sosyal etki”dir (Karaşar, 2014). Sosyal etkinin türünün belirlenmesi bireyin algılayışıyla bağlantılıdır. Eğer bireyin algısı sosyal etkiyi bilgi alma amacıyla faydalanıyorsa bu sosyal etkinin bilgisel olduğunu gösterir fakat birey normatif bir algı içinde ise bu durum sosyal etkinin kuralsal olduğunu gösterir. Özdeşleşme, benimseme ve itaat olmak üzere üç tane uyma davranışı vardır. İtaat bireyin sorgulamaksızın diğer bireye veya bireylere uymasıdır. Özdeşleşme ise bireyin diğerine veya diğerlerine benzemesidir. Benimseme, bireyin kendisinin doğru olduğunu düşündüğü için inanması olarak tanımlanabilir. Bu tanımlardan yola çıkarak itaat etmenin sosyal onayla ilişkili olduğu çıkarılabilir (Karaşar, 2014). Miligram’ın itaat deneyi ve Asch’ın çizgilerin uzunlukları hakkındaki deneylerinde bireyler dalga geçilmemek ya da itaat etmek adına normatif bir uyma davranış içinde olurlar. Sheriff’in yaptığı bir deneyde bireyler doğru olmadığını bilmesine rağmen grubun düşüncesini benimsemiştir burada sosyal etkinin bilgisel olmasından söz edilebilir (Kara ve ark., 2014). Yukarıda bahsedilen deneylere bakıldığında birey, içinde bulunduğu kültürden, sosyal çevreden etkilenen bir varlıktır. Kültürden etkilenerek bir toplumsallaşma sürecinde olan birey, bu süreçte sosyal onay ihtiyacı içinde olmaktadır.

Sonuç olarak birey için bulunduğu kültürün değerlerinden etkilenen ve davranışlarını onaylanmak adına o yönde değiştirebilen bir varlıktır. Toplum tarafında sosyal onay ihtiyacı karşılanan birey, beğenilmeyen davranışlarını değiştirerek içinde olduğu kültüre uyum sağlar. Toplumun ayrılmaz bir parçası olan sosyal etki, bireyin sosyal onay ihtiyacını etkileyen ve davranışlarına yön veren bir faktördür (Karaşar, 2014).

Sosyal Kaygı ve Sosyal Onay

Sosyal onay ile arasında ilişkisi olan diğer bir etken sosyal kaygıdır. Sosyal kaygıya sahip bireyler sosyal onayda olduğu gibi diğer bireylerin düşüncelerine önem verirler (Karaşar, 2016). Sosyal kaygı yaşayan bireyler diğer insanlara olumlu bir izlenim bırakma eğilimindedirler (Karaşar ve Öğülmüş, 2016).

Sosyal kaygı, bireyin kişilerarası etkileşimini olumsuz yönde etkiyen bir durumdur. Yapılan çalışmalar sosyal kaygı, bireyin davranışının gözlendiğini, incelendiğini ve değerlendirildiğini düşünme korkusu olarak tanımlamıştır. Schlenker ve Learly (1982)‘e göre kişi eğer diğer insanların üzerinde belli bir izlenim bırakmaya şartlanması ya da kurgusal bir izlenim bırakma konusunda yaşadığı kaygı, sosyal kaygıdır. Sosyal kaygının belirgin özelliği bireyin diğer insanlar tarafından nasıl değerlendiğinin kaygısını yaşamasıdır. Örneğin sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci başkaları tarafından izlenmiyor ya da değerlendirilmiyor olsa bile sınav sonucuyla ilgili olumsuz başarı düşüncesi içinde olur. Bu durum bireyde olumsuz değerlendirme korkusuyla odaklanamama sorununu ortaya çıkartır. Bunun sonucunda da akademik başarısızlık meydana gelme ihtimali meydana gelebilir (Sübaşı, 2007). Sosyal kaygısı yüksek olan bireyler toplum tarafından küçük düşürülme, topluluk önünde konuşurken hata yapma ya da başarısızlık gibi çeşitli durumlarda kaygı yaşamaktadırlar. Bu durum sosyal kaygı yaşayan bireyleri toplumdan kaçınma davranışına itmektedir (Karaşar, 2014). Sosyal kaygı yaşayan kişiler genellikle kişilerarası iletişimlerinde ilgisiz, kendini beğenmiş algılanırlar ve bu durum onların yanlış algılanmasına, tanınmasına sebep olabilmektedir (Sübaşı, 2007). Bu gibi durumlar kaygı yaşayan bireyin yalnız kalmasına sebep olabilmektedir. Birey yalnız kaldığında ve bundan dolayı diğerlerinden kaçınma davranışı gösterdiklerinde istediği miktarda onay görmedikleri için sosyal bir ortamın içinde arka planda kalır ve onaylanma duygusu yaşayamazlar. Ayrıca sosyal kaygı yaşayan bireyler toplum içinde mahçup olma kaygısı yaşamaktadırlar. Bu durumla birlikte düşük benlik saygısına sahiptirler (Karaşar, 2014).

Benlik Kurgusu ve Sosyal Onay

Kültür insan yaşantısında göz ardı edilemeyecek bir yere sahiptir. İnsan belirli bir toplumun içinde var olur ve o toplumun içindeki bireylerin düşünceleriyle hareket eder bu da sosyal onayın ihtiyacını doğurur. Bu sebeple bireylerin benlik kurguları sosyal onay ihtiyacıyla ilişkili kavramdır.

Benlik kurgusu (self construal); bireyin dünyayı algılama biçimi, değer yargıları, davranış ve tutumlarını etkileyen bir kavramdır. Benlik kurgusu bireyin içinde olduğu sosyal evren ve çevresiyle etkileşimi sonucunda biçimlenen dinamik sürece yönelik bir yapıdadır. Farklı benlik kurgularının oluşmasında kültürün özelliklerinim büyük bir yeri vardır (Ercan, 2013).

Kültür en genel anlamıyla ortak bir inanış, bireysel değerler ve tanımlar bütünü olarak tanımlanabilir. Kültür etkisi altında yaşayan bireyler içinde bulunduğu kültürün belirli ölçülerde özelliklerini benliklerinde taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle kültür benliğin aslında önemli bir parçasını oluşturmaktadır (Karaşar, 2014). Toplumun bireyci ya da toplulukçu bir kültür yapısına sahip olması  benlik kurgusunun farklılaşmasına sebep olmaktadır. Geert Hofstede’ e göre bireycilik, bireyin içinde yaşadığı toplumdan duygusal bağlarını bağımsız tutması ve değerlendirmesidir. Toplulukçuluk da ise içinde bulunduğu sosyal yapının yani aile, akraba ya da grubun, içinde bulunulan sosyal evrenin bağlı bir parçası haline gelir. Bireyci topluluğun özelliklerini taşıyan birey grubundan bağımsızdır, bireyin kendi amaçları grubun amaçlarından ön plandadır fakat toplulukçu kültürün içinde doğan birey içinde bulunduğu gruba bağımlıdır ve grubun amaçlarını kendi amaçlarından ön planda tutar. Toplulukçu toplumun önemli bir özelliği de sosyal uyma ve sosyal destek davranışları göstermeleridir (Ercan, 2013). Türk kültürünün benlik yapısına bakıldığında bireyci özelliklerden çok toplulukçu özellikler yaygın olarak göze çarpmaktadır. Türk kültürü içinde yaşayan bireyler diğer kişiler ile olan ilişkilerinde uyma davranışı gözlemlenmiştir. Türkiye’de bireyler içinde bulunduğu sosyal grubun veya çevresinin istek, ihtiyaç, beklenti ve düşüncelerini kendi istek ve ihtiyaçlarından önemli olarak görmektedirler. Bu durum çoğu zaman  bireyin alacağı kararlarda  bir belirleyici olarak  kendini göstermektedir. Sonuç olarak bireyin davranışları toplum tarafından büyük bir oranda etkilenecektir ve yüksek oranda sosyal onay ihtiyacını doğuracaktır. Toplumun ne düşündüğünden kaygı duyan bireyler sosyal onay ihtiyaçları da yüksek olabilmektedir. Yapılan araştırmalara bakıldığında toplulukçu kültür özelliği gösteren Asya ülkeleri, Amerika gibi bireyci kültürlerden daha fazla sosyal onay ihtiyacı içinde olmuşlardır. Sosyal onay ihtiyacı ve benlik kurguları arasındaki ilişkileri ölçebilmek için “Marlowe ve Crowe Sosyal Beğenirlik Ölçeği” kullanılmaktadır. Kültürden kültüre benlik kurgularında farklıllık gözlenmektedir. Toplulukçu kültür yapısına sahip ülkelerde buna örnek olarak Türkiye verilebilir. Türkiye’de daha fazla sosyal grup için uyum sağlama ve sosyal onay beklentisi görülmektedir.

Son olarak genel bir bakış açısıyla bakılacak olursa kültür bireyin davranışlarında önemli bir yere sahiptir. Kişilerarası ilişkilerin şekillenmesinde geniş bir alanı kapsamaktadır. Kültürün işlevi eğer bireyin yaşantısında başkalarının fikirler ve davranışalarını ön planda tutatak önem vermesine sebep oluyorsa sosyal uyuma yönelik davranış gösterdiği anlamına gelir. Bu durumda toplumun normlarını benimseyerek kendi fikir ve isteklerini arka plana atacaktır (Karaşar, 2014).

Sosyal Onay ve Mükemmelliyetçilik

Sosyal onay ile arasında güçlü bir bağlantı olduğu düşünülen diğer bir etken de mükemmelliyetçiliktir. Mükemmelliyetçi tutuma sahip bireyler çevrenin ondan beklenen yüksek standartlarını gerçekleştirebilmek için çaba gösterir. Bu durum bireyin sosyal onay ihtiyacının varlığını da göstermektedir (Karaşar, 2014).

Ellis’ e göre (1978) mükemmelliyetçilik, bireyin kendi ile ilgili mükemmel talepler içinde olması ve diğerleriyle bir kıyas içinde olması olarak değerlendirilen mantık dışı bir eğilimdir. Bireyin çok küçük yaşlarda kişiliğinde yer edinen mükemmelliyetçilik düşüncesi içinde bulunduğu mükemmelliyetçi baskın  aile yapısı tarafından temellenir. Mükemmelliyetçilik, araştırılmaya başlandığı ilk yıllarda olumsuz bir durum olarak değerlendirilirken daha sonraları farklı boyutları incelenerek ele alınmaya başlanmıştır. Adler’e göre mükemmelliyetçilik normal karşılanması gereken doğal bir özelliktir. Sağlıklı ve sağlıksız mükemmelliyetçilik olmak üzere iki farklı şekilde sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırmaya göre sağlıklı mükemmeliyetçilik, bireyin çabaları sonucu başarıya ulaşabileceği amaçları iken sağlıksız mükemmelliyetçilik gerçekleşmesi şartlar dahilinde mümkün olmayan ve bireyin kendi kapasitesinin üstünde amaçlar belirlemesi olarak tanımlanabilir. Genel anlamıyla olumlu (sağlıklı) mükemmelliyetçilik bireyin kendine başarılabilir hedefler koyduğu, benlik saygısı yüksek olduğu,  başarmak için yüksek çaba gösterdiği ve başarısız olduğu durumlarda hedeflerini değiştime yoluna gittiği ya da başarmak için daha çok çaba gösterdiği durumlarda söz edilebilen bir kavramdır. Olumsuz (sağlıksız) mükemmeliyetçilik ise hata yapma korkusuyla hareket ederek kendine zarar verecek düzeyde kapasitesinin üstünde hedefler belirlemesi sonucu ortaya çıkan bir kavramdır. Belirlenen yüksek hedefe ulaşamama durumlarında yetersiz hissedebilirler bu durum da bireyi depresyona itebilir. Başarısız olma ihtimalinin olma durumlarında küçük görülme ve utanç duygusu yaşamaktadırlar (akt; Karababa ve Kapıkıran, 2014). Aşırı mükemmelliyetçi bireyler içinde bulunduğu çevreden yüksek onay beklentisi içinde olmalarına rağmen ilişkilerinde yaşadıkları sorunlarından dolayı onaylanmamaktadırlar. Bu durumun yaşanmasının en büyük sebeplerinden bazıları, diğer insanların da mükemmel olmasını bekleyerek eleştirel bir tavırla yaklaşması olabilir ya da diğer bireylerin kendisi hakkında mükemmel bir beklenti içinde olduğunun düşünmesi olabilir. Mükemmeliyetçilik bireyin kişilerarası ilişkilerinden fazlaca bir etkiye sahiptir. Bu durum da ilişkilerin sonlanmasına yol açabilmektedir. Mükemmeliyetçi bireyler diğerlerinin kendisi gibi düşünmediği, davranmadığı zamanlarda hoşgörülü yaklaşamayabilirler. Ayrıca ilişkilerinde karşı taraftan gelebilecek eleştiriye karşı tahamülsüz davranabilirler.

Sonuç olarak mükemmelliyetçi bireyler diğerler insanların düşünceleri hakkında yüksek oranda sosyal kaygı yaşamaktadırlar. Bu durum gösteriyor ki bireylerin yüksek derecede sosyal onay ihtiyacından doğmaktadır. Kişiyi diğer insanların sevmeme, onaylamaması durumda oluşabilecek kaygı kişinin mükemmel olma düşüncesine ters düşmektedir. Mükemmeliyetçilik düşüncesi içinde olan bireyler başkalarının düşüncelerine karşı hasssiyet gösteren bundan dolayı da sosyal onay ihtiyaçlarının yüksek olacağı çıkarılabilir (Karaşar, 2014).

Karaşar’ın (2014) yaptığı çalışmaya göre sosyal kaygı, toplulukçu benlik kurgusu ve kendine yönelik mükemmelliyetçilik kavramları sosyal onay ihtiyacının yordayıcıları olmuşlardır. Ülkemizde literatüre bakıldığında bu kavramlar üzerinde yeterli düzeyde çalışma yapılmadığı göze çarpmaktadır fakat yinede sosyal onay kavramının sosyal beğenirlik kavramı ile ilişkisi olduğunun ve bireyin sosyal onay almaya karşı kaygı yaşadığı, mükemmelliyetçi düşünce yapısına sahip bireyler için sosyal onayın önemli bir yere sahip olduğu, son olarak da Türkiye gibi toplulukçu benlik kurgusuna sahip bireylerin başkalarının düşüncelerini önemseyen ve sosyal onay almak için davranışlarını toplumun isteği doğrultusunda  değişim gösterdiği gözlemlenmiştir.

Kaynakça:

  1. Karaşar, B. (2014). Üniversite öğrencilerinde sosyal onay ihtiyacının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi (Yayınlanmış Doktora Tezi). Ankara Üniversitesi, Ankara.
  2. Karaşar, B. ve Öğülmüş, S. (2016). Üniversite öğrencilerinde sosyal onay ihtiyacının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi. Uludağ Eğitim Fakültesi Dergisi. 29 (2), 469-495
  3. Ercan, H. (2013). Genç yetişkinlerde benlik kurgusu üzerine bir çalışma. Zeitschrift für die Welt der Türken, 5, 2.
  4. Karababa, A. ve Acun, N. (2014). Psikolojik danışmanlarda olumlu-olumsuz mükemmelliyetçilik düzeylerinin iş ve yaşam doyumu yordamadaki rolü. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 5 (42), 138-147.
  5. Kara, C., Bulut, B., Topkaya, Y. Ve Taşkıran, C. (2014). Değerler eğitimine sosyal psikolojik bir yaklaşım: Normatif sosyal etki ve bilgisel sosyal etkinin işlevselliği. International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 9/5, 1205-1218.
  6. Koğar, H. ve Gelbal, S. (2015).  Üniversite öğrencilerinin sosyal beğenirlik tercihlerinin yargıcı kararları ile ölçeklenmesi. Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 4(1), 136-152.
  7. Sübaşı, G. (2007). Üniversite öğrencilerinde sosyal kaygıyı yordayıcı bazı değişkenler  Eğitim ve Bilim ,32/144, 3-15
  8. Çalışkan, K . (2003). Sosyal İhtiyaçlar - Sosyal Beğenilirlik Ve Popüler Kültür. ISGUC The Journal of Industrial Relations and Human Resources, 5 (1), 0-0
     

Aleyna ÇAKIR


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Oğuzhan - 3 ay önce
Başarılarının devamını beklerim
iyi çalışmalar
Avatar
Ziya Okan Kızılay - 3 ay önce
Başarılarla dolu bir kariyer olması dileğiyle...