Şiddet ve Şiddet Türleri

Şiddet insanlar arasında olabileceği gibi başka bir canlıya ya da cansız bir nesneye de uygulanabilir. Şiddetin fiziksel zarar vermesi gerekmemektedir. Şiddet psikoloji literatüründe sağlıksız kişilik yapısını işaret etmektedir.

Şiddet ve Şiddet Türleri
19 Mart 2018 Pazartesi 13:20

Saldırganlık ve Şiddet Türleri

Şiddet, bireylerin ya da diğer tüm canlıların fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyal, cinsel yönlerden zarar görmesi ve/ veya acı çekmesiyle sonuçlanan ya da ön görülen sonucu bu olan, özgürlüklerin herhangi bir sebep olmaksızın isteğe bağlı sınırlandırılmasını içeren durumdur. Şiddet insanlar arasında olabileceği gibi başka bir canlıya ya da cansız bir nesneye de uygulanabilir. Şiddetin fiziksel zarar vermesi gerekmemektedir. Şiddet psikoloji literatüründe sağlıksız kişilik yapısını işaret etmektedir.

Şiddetin boyutlarını, nedenlerini ve çözümlerini daha derinlemesine incelemek adına uygulanışına göre belirli birkaç başlık altında incelenmektedir. Bunlar:

  1. Fiziksel Şiddet
  2. Psikolojik (Sözlü) Şiddet
  3. Ekonomik Şiddet
  4. Cinsel Şiddet

Fiziksel Şiddet

Şiddet tipleri içerisinde sıklıkla karşılaştığımız ve etkileri nispeten en kolay belirlenen şiddet tipi fiziksel şiddettir. Canlı herhangi bir varlığın bedenine uygulanan her saldırı fiziksel şiddet anlamına gelir. Yumruk, tokat, tekme, boğaz sıkma, saç çekme, bir nesne ile yaralama, yaşam şartlarını sağlamama ya da canlıyı sağlık hizmetlerinden alı koyma, “öldürme” gibi tüm uygulamalar fiziksel şiddet kapsamındadır.

Fiziksel şiddet oranları incelendiğinde görülen belirli parametreler vardır. Özellikle incelenen ve bilinen vakalarda sıklıkla bu parametrelerle karşılaşılır. Toplumun güç duygusunu yansıttığı tür ve cinsiyete göre şunlar gözlemlenir;

  1. Erkek bireyin kadın bireylere uyguladığı fiziksel şiddet kadın bireylerin erkek bireylere uyguladığı fiziksel şiddetten daha yüksek orana sahiptir.
  2. Erkek bireylerin erkek bireylere uyguladığı şiddet kadın bireylerin kadın bireylere uyguladığı fiziksel şiddetten daha yüksek bir orana sahiptir.
  3. İnsan türünün herhangi bir canlı varlığa (kedi, köpek, aslan, menekşe, ağaç, gül gibi) uyguladığı şiddet herhangi bir canlı varlığın insana uyguladığı fiziksel şiddetten daha yıkıcı ve yüksek orandadır.

Şiddeti oluşturan pek çok etmen olduğundan bu etmenlerin hepsini ayrı bir bölüm altında ileriki bölümlerde belirteceğim. Fakat belirtilmesi gereken önemli bir konu, hiçbir canlının başka bir canlının üzerinde şiddet uygulama hakkı yoktur. Şiddet hiçbir gerekçe ile haklı gösterilemez (kültür, gelenek, örf, adet gibi) ve yasalarla bireyin hakları koruma altına alınmış olmasına rağmen aynı zamanda etik ve vicdanı bir konudur. Yani yasalar çerçevesinde cezası olmaması şiddeti haklı kılmamaktadır.

Bir davranışın şiddet olarak tanımlanması için davranışın sürekli ya da yabancı bir kişi tarafından uygulanması “gerekmemektedir.” Şiddet ögesi tek sefer de uygulanabilir ve bu birey aileden yakın çevreden biri de olabilir.

Psikolojik Şiddet

Bireyin bedenine değil, ruh sağlığı ve duygularını hedef alan şiddet tipidir. Hakaret, küfür, bağırma, korkutma, sosyal çevresinden kopartma, sevdiği nesnelere zarar verme, şantaj, tehdit gibi tüm eylemleri içerir.

Bu şiddet tipinin belirtileri gözle görülmediğinden etkili olmadığı yanılgısına kapılabilir.  Psikolojik şiddet de en az fiziksel şiddet kadar önemli bir şiddet türüdür. Psikolojik şiddet ögeleri çoğunlukla yineleyen, bireyin hayata bakışlarını ve dayanaklarını kaybettikleri bir şiddet türü olmakla beraber intihara kadar ulaşabilen sonuçlara sahiptir. Birey sürekli huzursuz, korku ve kaygı dolu bir biçimde yaşamak zorundadır. Ayrıca bu şiddet türüne maruz kalmak bireyde yeme bozuklukları, uyku bozuklukları gibi fizyolojik zararlara da yol açabilir. Psikolojik şiddet kavramını açıklarken karşımıza gündemde olan iki konu çıkar. Bunlardan biri mobbingtir.

Mobbing en basit tanımıyla bireye çalışma veya eğitim ortamında uygulanan şiddet türüdür. Üstlerden astlara şeklinde yani dikey yönde olabileceği gibi eşit yetkilere sahip bireyler arasında yatay yönlü olarak da görülebilir.

Flört şiddeti ise, romantik ilişkilerde bireylerin birbirine uyguladığı şiddet tipidir. Buna göre bireyler birbirinin hayatlarını kısıtlıyor, hareket ediyor veya fiziksel birtakım şiddet ögeleri gösteriyorlarsa bu durum flört şiddetidir. Sanal şiddetle iç içe girmiş olan flört şiddetinin bir yönü de bireylerin birbirlerinin sosyal mecralar ya da elektronik ortamdaki veri akışlarını kontrol etmeye çalışması ya da istenmeyen biçimde yenileyen sanal takip (stalk) davranışı göstermeleridir. Bu durum içinde pek çok farklı şiddet türü ve ruhsal bozukluğu barındırmaktadır.

Psikolojik şiddetin de diğer tüm şiddet tiplerinde olduğu gibi sağlıklı bir bireyin davranışları olmadığını bilmek gerekir. Kıskanmak, çok sevmek, korumaya çalışmak, gelenekler, normlar gibi olguların hiçbiri bireyin ruh sağlığı üzerinde kalıcı ya da görece kalıcı hasar bırakmak adına bahane olmamalıdır.

Burada belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta, psikolojik şiddetin yalnızca insanlar üzerinde uygulanmamasıdır. Özellikle evcil hayvanlar başta olmakla beraber, müdahale edilen tüm canlılar üzerinde uygulanan uygulamaların pek çoğu psikolojik şiddet içeren uygulamalardır. Örneğin hayvanı sahiplenmiş olmanıza rağmen temel bakımını yapmama, türüne uygun olmayan uygulamalara maruz bırakma, sürekli ve fazla ürün elde etmek ve ticari birtakım prosedürleri sabit tutmak adına yeni doğan yavruları yeterli bakımı almadan annelerinden ayırmak, yavruların gıda amacıyla tüketilmesi için yetersiz bakımla tüm diğer canlılardan uzak hücrelerde tutulması, etik olmayan biçimde hayvanlardan yararlanmak gibi tüm uygulamalar cinsel şiddeti içermekle beraber birer psikolojik şiddettir (Harari, 2012)!

Ekonomik Şiddet

Kaynakların bireyler üzerinde tehdit edici, onur kırıcı biçimde kullanmak ekonomik şiddetin temelinde bulunmaktadır. Bununla beraber bakım vermek zorunda olunan bireye yeterli ekonomik bakımı vermemek, haksız ve isteğe bağlı olarak kişinin mallarına el koymak kasıtlı zarar vermek, bireyin üretime katılmak istemesin rağmen engellenmesi, yasal olmayan işlerde ve yaşta zorla, sosyal güvencesi olmadan çalıştırılması gibi tüm uygulamalar ekonomik şiddet uygulamalarıdır.

Ekonomik şiddet psikolojik şiddet ile iç içedir. Bireyin ekonomik özgürlüğünün her biçimde kısıtlanması süreğen bir durumdur ve bireyin ruh sağlığını bozar bu durum uzun vadede fiziksel sağlığını da etkiler.

Cinsel şiddet:

Birey ya da canlı herhangi bir rıza göstermediği halde, herhangi cinsel bir davranışta bulunmak ya da bulunmaya zorlamak cinsel şiddettir. İnsana hayvana istismar ve tecavüz, cinsel organları zedeleme ve saldırı, cinsel içerikli küfür ve hakaret etme, mektup, mesaj ya da metin okutmak, evlilik içi veya evlilik dışı tecavüz, cinsel içerikli video, görüntü izletmek gibi geniş bir yelpazeye sahip olan cinsel şiddet gündemde olan ve sonuçları yüksek toplumsal ve bireysel travmalara yol açan bir dizi şiddet ögesidir. Ayrıca bireyin cinsellikle ilgili bilgi ya da sağlık hizmeti almasını önlemek de cinsel şiddettir.

Cinsel taciz ve istismar son derece hassas ve yıkıcı bir konu olmasına rağmen kökleri toplumun tabu konularına kadar uzanmaktadır. Toplumda bulunan kimi normlar cinsel tacizin önünü açmaktadır. Örneğin bireylerin yaşadığı cinsel birtakım güdüleri uygun sosyal, fiziksel ve psikolojik biçimde gidermek yerine bastırmak, cinselliği bir ödül, ceza ve güç ögesi olarak topluma yansıtmak ve bu yönde bireylere göstermek cinsel şiddetin temelinde yatmaktadır. Cinsel şiddetin çok küçük bir yüzdesi gerçekten dürtü kontrol bozukluğu ya da pedofili gibi psikiyatrik bozukluklara sahip bireyler tarafından uygulanmaktadır.

Cinsel şiddetin önüne geçmek için küçük yaştan itibaren cinsel eğitimin verilmesi ve bireylere sağlıklı cinselliğin, saldırılara karşı korunma yolları gibi önemli bilgilerin verilmesi ve toplumun cinsellik ile ilgili bilinçlendirilmesi gerekir.

Cinsel şiddet yalnızca küfür, taciz ya da tecavüzden ibaret olmadığı gibi yalnızca kadın bireylerin maruz kaldığı bir şiddet tipi değildir. Gündemde çok tutulmamasına rağmen erkek çocukları hatta yetişkin erkekler de cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Toplumun cinsellik- güç arasında kurduğu sağlıklı olmayan ilişki pek çok soruna neden olmaktadır.

Tüm bu ögelerin dışında gündeme geldiği gibi kapatılan, “insana” pratikte zarar gelmediğinden üzerine eğilmediğimiz bir konu var: hayvan istismarı ve tecavüzleri. Hayvanlar hala mal olarak kabul edilmekte ve bu nedenle yaptırımlar ya hiç ya da az olduğu için çözülemeyen bir diğer istismar konusudur. Hayvan istismarları yalnızca zorla cinsel ilişkiye girmek ile sınırlı değildir.

Ticari amaçlarla hayvanların hormon dengelerinin bozularak sürekli üremeye ve süt üretimine zorlanması, doğal olmayan döllenme yollarıyla döllenerek sürekli hamilelik döneminde kalması yani sürekli tecavüze uğruyor olması, süt üretimi için yavrularının içi doldurulmuş postlarına maruz kalmaları gibi pek çok uygulama hayvan istismarı ve bir cinsel şiddettir (Harari, 2012).

Peki, şiddet neden bu denli yaygın ve sık görülen bir olgu? Bu soruya kuramlar açısından yaklaşmadan önce saldırgan davranışlarının temel birkaç sebebine bakalım.

Saldırgan davranışların temel sebepleri:

  1. Beyinde var olan birtakım anatomik ve yapısal bozukluklar
  2. Beyin işleyişinde var olan biyo- kimyasal ve biyo- elektriksel aksamalar
  3. Anne- baba tutumları
  4. Travmatik yaşantılar
  5. Toplumsal travmalar/ sosyal sorunlar ve kültür (Yüksel-Şahin, 2018),

Beynin yapısında gerçekleşen bozukluklar dürtü kontrol sorunlarına neden olabilmektedir. Örneğin amigdalasına yakın bir bölgede tümör olan Whitman kontrolsüz biçimde etrafa ateş açmış ve birçok insanın ölümüne neden olmuştur.

Beynin işleyişini etkileyen biyo- kimyasal ve biyo elektriksel aksamalar beyne kısa devre yaptırıp işlevlerini bozabilmektedir. Örneğin depresyonun klinik sebeplerinden biri vücutta salgılanan serotonin seviyesinin gereken seviyenin altında olması bu da bireyin neşeli bir ruh haline girememesi ya da epizotlar halinde mutluluk yaşamasına neden olmaktadır. Ayrıca hücre haberleşmesinde gerçekleşen biyo- elektriksel aksamaların bayılma gibi nöbetlere neden olduğu bilinmektedir.

Sorunun temelinde anatomik ve kimyasal yani somut birtakım sorunlar varsa ilaç ve somatik tedavilerden yararlanılmakta ve terapi yardımı verilmektedir (Yüksel-Şahin, 2018).

Temel olarak saldırgan davranışların patolojik düzeyde ortaya çıkması sağlıksız anne- baba tutumları ile oluşur. Bireylerin kendilerini rahat ifade edemedikleri sürekli kaygı ve korku ile yaşadıkları ortamda kendilerini korumak için çeşitli savunma sistemleri geliştirdiği tüm kuramların ortak yanıdır. Bu sistemler ego savunma mekanizmaları, bastırma gibi doğru olmayan ve kaygıdan daha büyük sorunları peşinden getiren çözümlerdir. Fakat bireyler bu durumun farkında değildir ya da başka bir çözüm yolu geliştirmeyi öğrenememişlerdir. Bu durum ise anne baba ve yakın çevrenin tutumuyla ilişkilidir Birey kişiliğinin temelini 6 yaşına kadar atmış olur ve bu zamanda anne babası ve yakın çevresi ile etkileşim halindedir. Bu çevrenin tutumu bireyin kişilik yapısını belirler. Örneğin temel güven duygusu gelişmemiş bireyler dünyanın devamlı kötülükle dolu olduğunu ve sürekli savunma halinde olunması gerektiğini düşünür ve buna uygun olarak sürekli saldırı durumunda olmaları gerektiğini düşünürler (Kulaksızoğlu, 2014). Bu dönemi sağlıklı atlatan bireyler ise sorunlarına daha akılcı çözümler bulabilirler

Bireyin yaşadığı birtakım travmatik yaşantılar bireyde kurban rolüne bürünüp daha da dayanıklılık seviyesini düşürüp istismara açık hale getirebilmektedir. Fakat bu durumun tam tersi bir çözüm de söz konusu olabilir. Birey kendini savunmak ve daha fazla zarar görmemek adına kurbandan zorba, fail rolüne geçiş yapabilir. Bu da özellikle cinsel istismar ve tecavüz vakalarında sıkça rastlanan bir durumdur.

Birey içinde yaşadığı toplumun sosyo- ekonomik koşulları ve kültüründen etkilenmektedir. Bu nedenle toplumun içinde bulunduğu genel ruh hali ve ruh sağlığı bireyi dolaylı ve direkt pek çok etmenle karşı karşıya bırakır. Sürekli kaygının olduğu, savaşın, terörün olduğu, gündelik hayatın aksadığı, kişilerarası ilişkilerin bozulduğu sosyal ortamlarda bireyler üst düzey kaygı ve savunma ile hareket etmekte ve saldırganlık baş tepki olarak görülmektedir.

Toplumun bireyi etkilediği bir diğer durum da kültürdür. Kültürde cinsiyetler arasında eşitsizlikler yüksek ve iletişim becerileri zayıfsa tüm şiddet tipleri görülebilmekte bireyler kendini ifade edemeyen etmeyi bilmeyen saldırgan, öfkeli ve mutsuz dolayısıyla sağlıklı bir ruh haline sahip olamayan insanlara dönüşürler (Yüksel-Şahin, 2018).

Bu durumların tümü ya da birkaçı şiddet ve saldırgan davranışların kökeni olabilmektedir. Aşağıda ise kuramların şiddet ve saldırganlığa yaklaşımlarının özeti verilmektedir:

Freud’un kurucusu olduğu psiko- analitik kurama göre insan iki temel dürtü ile var olur. Bunlar thanatos (ölüm) ve eros (yaşam) içgüdüsüdür. Bu iki güdü sıkça ve sığ bir biçimde cinsellik ve saldırganlık biçimden ele alınmaktadır. Freud’a göre bu iki dürtü devamlı biçimde çatışmakta ve birey belirli davranışlarla bu çatışmaların oluşturduğu kaygıyı azaltmaya çalışmaktadır. Şiddet ögeleri de bu dürtülerin giderilmesi sırasında açığa çıkmaktadır. Yani şiddet insana özgü bir dürtünün yanlış biçimde giderilmesinden kaynaklanır.

Nöro- fizyolojik kuram temelinde ise saldırganlık ve şiddet, birtakım hormonlara ve biyolojik süreçlere bağlıdır. Bu kuramda insan diğer hayvan türlerinden ayrı bir yere konulmamaktadır. İç salgı bezlerinin önemi vardır. Bu bağlamda yapılan araştırmalara göre testosteron hormonunun salgılanma oranı saldırganlıkla doğru bir ilişkiye sahiptir. Saldırganlık- engelleme kuramına göre saldırganlık ve şiddet engellenme sonucu ortaya çıkar. Engelleme zorunlu değilse şiddet içeriği ortaya çıkar.  Freedman’ın boşalma kuramına göre şiddet içsel saldırgan dürtülerin bir nesne üzerine boşaltılması ile gerçekleşir. Ve diğer şiddet ögelerinin varlığını azaltır. Enerji çıkıp boşaldığında belirli bir süre saldırgan güdü rahatlar ve şiddet görülmez fakat sonra tekrar ortaya çıkacaktır önemli olan bu saldırganlık dürtüsünün doğru yöne aktarılmasını sağlamaktadır (İnanç, 2015).

Bahsedilen bütün kuramlar saldırganlığın içsel bir dinamiğin sonucu olduğunu varsaymaktadır. Diğer kuramlar ise saldırganlık ve şiddetin öğrenme sonucu olduğunu kalıcı bir güdü nedeniyle olmadığını savunur.

Sosyal öğrenme kuramında Albert Bandura saldırganlığın öğrenme sonucunda olduğunu insanın bu güdüyle doğmadığını savunur. Davranışlar pekiştireçler ve cezalarla öğrenilir. Saldırganlık da biçimde öğrenilen bir davranış örüntüsüdür. Aynı zamanda iletişim kanallarının (sosyal medya, televizyon, film diziler gibi) şiddet ögelerini öğrettiğini savunur. Bilişsel kuram da aynı biçimde beynin direkt saldırgan bir işleyişinin olmadığını yine iletişim kanallarında izlenen şiddet içeriklerinin saldırgan davranışlara neden olduğunu savunmaktadır. Bu durumda saldırganlık kanıksanması gereken bir dürtü değil, sağlıklı pekiştirmelerle düzeltilip değiştirilebilecek yanlış davranış örüntüleridir (İnanç, 2015).

Görüldüğü üzere tüm kuramcılar konuya temel aldıkları alan ile yaklaşsalar da buluştukları ortak nokta saldırgan davranışların ve şiddet ögelerini yok edilmesi en azından azaltılması yönündedir. İnsanlar ve diğer canlılar binlerce yıldır bir arada yaşamakta ve bir ekosistemi paylaşmaktalar. Sosyal hayatın ve bireyin ihtiyaçlarından biri olan güvenlik ihtiyacının sağlanması için saldırgan eğilimlerin ve şiddet ögelerinin kontrol altına alınması, tedavi, edilip çözümlenmesi gerekmektedir. Bu da terapiler ve terapiler sonucunda kazanılacak içgörü ve farkındalık ile mümkündür.

Kaynakça:

  1. Harari, Y. (2012). “Tarım devrimi (II.kısım)”, Hayvanlardan tanrılara sapiens insan türünün kısa bir tarihi, İstanbul: Kolektif.
  2. Yüksel- Şahin, F. (2018). “Psikolojik danışmanlar için el kitabı”, Ankara: Nobel.
  3. İnanç, B. (2015). “Kişilik kuramları”, Ankara: Pegem.
  4. Kulaksızoğlu, A. (2014). “Ergenlik psikolojisi”, Ankara: Remzi.

Elif İrem ERDEMİR


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.