Flört Şiddeti

lört şiddeti genellikle partnerler arasında gizli olarak yaşanmaktadır. Flört şiddetine maruz kalan kişi bunu özel bir yaşam olduğu için dışarı yansıtmayabilir veya şiddete maruz kaldığının farkında olmayabilir. Literatürdeki çalışmalara göre adolesan bireyin 15 yaşından itibaren flört ilişkisinde şiddete maruz kaldığı saptanmıştır.

Flört Şiddeti
03 Ocak 2018 Çarşamba 23:00

Flört Şiddeti

Kişiler arası ilişkilerin karşı cinsle romantik ilişkilere yöneldiği ergenlik döneminde birey hem duygusal hem fiziksel hem de bilişsel olarak bir takım değişimler yaşamaktadır. Bu değişimlerin etkisiyle ergenin sosyal çevresinde kurduğu kişiler arası ilişkiler ergenin inişli çıkışlı duygu durumuna ve davranışlarına yansımaktadır. Kendini ve ilişki içerisinde olduğu bireyleri etkilemektedir. Çocukluk döneminin bitmesiyle başlayan ergenlik dönemi adolesan dönem olarak adlandırılmaktadır (Aslan ve arkadaşları, 2008). Adolesan dönem, dinamik bir yapı içerisinde ilerleyen ve kişiler arası etkileşiminin önemli bir yer tuttuğu evredir.  Bireyin sosyal, duygusal ve psikolojik tutumlarını davranışları ile dışarı yansıttığı ve kişiliğinin şekillenmesine büyük bir etkisinin olduğu yetişkinliğe geçiş evresidir. Adolesan dönemdeki bireyin hayatında önemli bir yer kaplayan romantik ilişkiler, yetişkinliğe karşı olgunluk ve tecrübe kazandıran kişiler arası bir sosyal ilişkidir. Bu romantik ilişkiler adolesan dönemdeki akranlar arasında flört olarak adlandırılmaktadır. Flört iki insan arasındaki duygusal yakınlığı içermektedir. Bireyin aileden bağımsızlığını kazandıktan sonra sosyal olarak ilişki kurduğu çevresi kişiliğini etkilemektedir. Adolesan dönemde romantik ilişki içerisinde olunan kişiye karşı takınılan tavır kişiliği çeşitli yönlerden beslemektedir. Bu davranışlar tek taraflı olarak sadece bireyin kendi kişiliğini etkilemekle kalmaz bunun yanı sıra karşı taraftaki bireyin kişiliğini de etkilemektedir. Bu etkileşim içerisinde taraflardan biri diğerinin özsaygısına ve benliğine karşı saldırgan, aşağılayıcı ve kontrolcü davranabilir. Böyle bir romantik ilişki de literatürde yeni yeni ele alınmaya başlayan “flört şiddeti” olarak adlandırılmaktadır.

Şiddet Nedir?

Şiddet kavramı insanın varoluş tarihinden itibaren ortaya çıkmış bir olgudur. Şiddet olgusunun karşılığı İngilizce de “violence”dir. Latince “violentia” kelimesinden türetilmiştir. Dilimize ise Arapça “şedit” ve “şeddat” kelimelerinden etkilenerek geçmiştir. Genel olarak şiddetin karşılık geldiği anlam ise; bir bireyin huzurunu tehdit edici, onu fiziksel veya fiziksel olmayarak rahatsız edici, güç kullanma ve gelişimini önleyen saldırgan davranışlarda bulunma eğilimidir (Özerkmen, 2012). Çoğu alanyazında şiddet ve saldırganlık aynı anlamda kullanılmaktadır. Hâlbuki şiddet, saldırganlığın bir türü ve derecesidir. Dünya Sağlık Örgütü(WHO) şiddeti; kişinin kendisine yönelik veya karşıdaki bireye fiziksel veya duygusal olarak kasten zarar verici bir davranış ile bireyde ölüm, ölüm tehlikesi, yaralanma, yaralanma tehlikesi, gelişimsel bozukluk, psikolojik ve fiziksel hasar oluşması veya oluşma ihtimali olarak tanımlamıştır. Tanımda da görüldüğü gibi şiddet hem bireyin kendi bütünlüğüne hem de karşıdaki bireyin bütünlüğüne zarar verdiği bir eylemdir. Toplumsal veya bireysel huzuru bozup işlevselliği önemli ölçüde kısıtlayan şiddet, fiziksel olarak güç kullanmanın yanında duygusal bir ezicilik ile de ortaya çıkabilmektedir.

Şiddet uygulayan kişinin özelliklerine göre 3 gruba ayrılabilmektedir. Bunlar; kendine yönelik şiddet, kişiler arası şiddet ve kolektif(gruplar arası) şiddet olmaktadır. Kendine yönelik şiddet; bireyin kendi beden ve duygu bütünlüğüne zarar verici davranışlarda bulunmasıdır. İntihar ve intihara teşebbüs gibi eylemler bu şiddete örnektir. Kişiler arası şiddet ise ikili ilişkilerde bireylerin birbirlerine karşı tehdit edici ve saldırgan davranışlar ile fiziksel ve psikolojik olarak zarar verdiği şiddet türüdür. Flört şiddeti, çocuk istismarı ve aile içi şiddet bu türe örnek olarak verilebilir. Kolektif şiddet veya gruplar arası şiddet;  bir grubun kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda başka bir gruba yönelik uyguladığı şiddettir. LGBT şiddeti, mülteci şiddeti ve taraftar şiddeti bu şiddet türüne örnek olarak verilebilir (Hatipoğlu, 2010).

Şiddet türleri uygulanış biçimine ve amacına yönelik dört temel gruba ayrılabilir. Bunlar; fiziksel şiddet, cinsel şiddet, duygusal şiddet ve ihmaldir. Her ne kadar türlere ayrılsa da bu türler arasında kesin bir ayrım yapmak zordur. Şiddet türleri birbirlerini tamamlayabilir ve besleyebilir. Birinin görüldüğü yerde diğeri de görülebilir. Bu türler kendileri arasında iç içe geçmiş durumdadır (Aslan ve diğerleri, 2008). Genel olarak fiziksel şiddet; bireyin karışındaki bireye fiziksel olarak müdahale ile zarar vermesidir. Tokat atmak, ısırmak, zarar verici aletler ile müdahalede bulunmak olarak gerçekleşebilir. Cinsel şiddet; karşıdaki bireyi rızası olmaması halde cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz etmek, kabulün olmadığı halde cinsel yaklaşımlarda bulunmak ve cinsellik içerikli sözler sarf etmek örnek olarak verilebilir (Polat, 2015). Duygusal şiddette bireye karşı kasıtlı olarak kaygı, korku ve istenmeyen duygu-durumlar ortaya çıkararak kişinin psikolojik iyilik halini bozmaya yönelik tutum ve davranışlar vardır. Sürekli olarak ölüm veya yaralama gibi tehditlere maruz kalan bireylerde yaşanan kaygı psikolojik şiddete örnek olarak verilebilir. Bir başka şiddet türü olarak ihmal de sevgi, şefkat, ilgi ve bakım gibi hem duygusal hem fiziksel ihtiyaçların desteklenmemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu şiddet türünde en çok görülen örnek ebeveynlerin çocuklarının bu ihtiyaçlarını kasıtlı olarak karşılamaması ve ihmal etmesidir (Hatipoğlu, 2010).

Şiddettin Tarihçesi

Saldırganlık ve şiddet insanın varoluş sürecinden beri onunla gelişim göstermiş kavramlardır. Hayvanlar arasındaki hayatta kalma içgüdüsüne bağlı olarak diğer türleri veya kendi içindeki bireyleri öldürme ve yaralama davranışları aslında şiddetin insanlık tarihinden de eski bir geçmişe sahip olduğunu gösterir. İlk insan topluluklarında şiddetin genel olarak ortaya çıkış nedeni diğer topluluğu yaşam çemberinden uzaklaştırmaktır. Su ve besinin olduğu bölgelerde özellikle insanlık tarihinin ilk toplu şiddet örneklerine rastlanabilir. Freud’un ortaya atmış olduğu baba figürü ise güç ve iktidar kazanmak amacıyla babanın için babayı kasıtlı olarak öldürmeye dayanmaktadır. Freud’un kuramına göre babayı öldürüp onun yerine geçme eylemi saldırganlık ve şiddet içgüdüsünün insanlıkta ilk dışavurumudur. Şiddetin yoğunlaşması ve artması insan nüfusunun artmasıyla paralel bir gelişim göstermiştir. Avcı-toplayıcı yaşam sürmekte olan ilk insan topluluklarında erkeklerin içinde şiddet içeren avlanma ihtiyacını gerçekleştirirken; kadınların doğum yapmak ve çocuk bakmak görevlerini yerine getirmesi sonucu cinsiyetler arasındaki şiddete meyilli olma farkı ortaya çıkmıştır (Aslan ve diğerleri, 2008).

Toplumsal kavramdan ayrı düşünülmeyecek olan şiddet, kültür içinde kendisini farklı yollarla gösterebilmektedir. Kültür bazen şiddeti gizleyebilir. Toplumda gerçekleştirilen şiddet içerikli faaliyetler o kültürde yaşayan bireyler için normlarına uygun ve olağan bir durum gibi görünebilmektedir. Şiddet toplumda öğrenilebilir ve aktarılabilir bir kavramdır.

Şiddetin Nedenleri

Duygusal ve Davranışsal Faktörler

Çocuklukta şiddeti ortaya çıkaran en önemli nedenlerden biri duygusal ve davranışsal sorunlardır. Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz duygular olumsuz davranışları yaratmaktadır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar çocukluktaki duygusal olarak düzensizliğin(özellikle öfke) ileriki yaşlarda şiddete yönelik davranışlar ile ilişkili olduğunu göstermiştir (Yalçın ve Erdoğan 2013).

Bilişsel Faktörler

Şiddetin ortaya çıkmasının bir diğer nedenlerinden biri de bilişsel aktivitelerdeki aksaklıklar olarak gösterilmektedir. Çocuk ve ergenlerde yapılan araştırmalarda şiddet davranışı gösteren deneklerin daha düşük zekâ kapasitesine sahip oldukları görülmüştür (Yalçın, Erdoğan 2013). fMRI ile yapılan beyin görüntüleme işlemleri ile de şiddet davranışı gösteren çocuklarda prefrontal bölgede farklılıklar bulunmuştur.

Nörobiyolojik Faktörler

Anti-sosyal kişiler ile yapılan çalışmalarda bulunan bulgular şiddetin Nörobiyolojik haritasını gözler önüne sermektedir. Şiddet suçuna karışmış bireylerde yapılan incelemek sonucu prefrontal korteks, amiglada, hipokampus ve temporal kortekste çeşitli anomaliler görülmüştür. Ayrıca frontal lobun bireyde duyguları düzene sokmak ve davranış kontrolü gibi işlevlerde görev yaptığı bilinmektedir. Prefrontal bölge de bulunan limbik sistem tarafından oluşturulan duyguların ve davranışların kontrol edilmesinde görev alır. Frontal lobda bir hasar meydana gelmesi sonucu bireyin davranış ve duygu kontrolü zayıflar. Bu nedenle de şiddete olan tepkisellik normalden daha fazla ortaya çıkar. Yapılan beyin görüntüleme araştırmalarına göre şiddet eğilimli kişilerin prefrontal bölgelerinde anomaliler gözlemlenmiştir (Yalçın ve Erdoğan 2013).

Flört

Psikoloji alanyazınında ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecinde olan bireylere adolesan denilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü 10-19 yaş arasındaki bireyleri ergen; 15-24 yaş arasındaki bireyleri ise gençlik döneminde kabul etmektedir (İftar, 2016). Adolesan dönem gençlik ve ergenlik dönemini kapsayan genel bir süreçtir. Bu dönemdeki bireylerin kurudukları bağlar, deneyimler, tecrübeler ve ilişkiler yetişkinliğe bir hazırlık olarak görülmektedir. Bu dönemde kurulan romantik ilişkiler adolesanın hayatında oldukça büyük bir bölümü kaplar. Kurulan romantik ilişkiler ileriki yetişkinlik dönemi açısından önem farz etmektedir. Adolesan dönemdeki romantik ilişkiler “flört” veya “çıkma” olarak tanımlanmaktadır. Flört, iki kişi arasında sosyal, duygusal ve davranışsal olarak gerçekleştirilen ortak faaliyetleri içerir. Aynı zamanda gerçekleştirilen bu faaliyetler bireyi duygusal ve sosyal olarak desteklemektedir. Sosyal ve kişilik gelişimine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Adolesan dönemdeki genç ergenliğin etkisiyle bir takım fizyolojik, duygusal ve bilişsel değişimler yaşamaktadır. Kendini bir gruba veya bireye ait hissetme ve kabul, kişiler arası ilişkilerde belli bir statü kazanma gibi davranışlar sergilemektedir. Adler’e göre birey kendi içinde yaşadığı güçsüzlükleri ve aşağılık kompleksini sosyal ortamlarda diğer insanlarla bir araya gelerek yakın bağ kurmayla aşabilmektedir. Erich Fromm’a göre insanın yakınlık ve ait olmaya duyduğu istek varoluşsal bir ihtiyaçtır. Maslow’un bireyin hayatta kendini gerçekleştirmeye yönelik sıraladığı ihtiyaçlardan bir tanesi de sevilmek ve ait olmaktır (Gültekin ve Arıcıoğlu, 2017). Adolesan dönemde kurulan yakınlık ilişkileri ergenin kişilik gelişime yansımakta ve yetişkinlik dönemine hazırlamaktadır. Kişiler arası ilişkinin kişiliğin en temel belirleyici olduğunu ileri süren Sullivan; adolesan dönemdeki bireylerin yakınlık ihtiyacına bağlı olarak sevgi, ilgi ve karşılıklı değer içeren arkadaşlıkların kurulmasının altını çizmiştir (Gençtanırım ve Çetinkaya, 2017). Ergenlik döneminde birey artan cinsel duygu ile yakınlık ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır. Ergenin bu dönemde yaşadığı ilişkiler bazı durumlarda kaygı yaratabilmekte ve güvenliğini tehdit edebilmektedir. Ergenlikte önemli bir gelişim ödevi bu kaygının kişiler arası yakınlık ile atlatılabilmesidir. Erik Erikson psikososyal gelişim kuramında ergenin bu dönemde yaşadığı kişiler arası tecrübelerin ileriki yaşamında yol gösterici olduğunu belirtmiştir (Bayhan ve Işıtan, 2010).

Adolesan dönemde yaşanan ilişkiler bireyin sosyal ve kişilik gelişimini etkilemektedir. Bu dönemde kurulan ilişkiler sosyal destek ihtiyacını karşılar ve bireyi kaygı, güvensizlik, güçsüzlük ve yalnızlık gibi olumsuz duygulardan uzaklaştırıp; sevgi, şefkat, ilgi, değer ve güven gibi olumlu duygular ile bireyin özsaygısını güvence altına almaktadır. Oysaki kurulan tüm ilişkiler bu özellikleri her zaman olumlu yönde etkilememektedir. Özellikle bazı durumlarda bireyler flört ilişkisi içerisinde şiddete başvurabilmektedir (İftar, 2016).

Flört Şiddeti

Flört şiddeti kişiler arası şiddet türlerinden biri olup duygusal birliktelik yaşayan adolesanlar arasında gözlenmektedir. Partnerlerin birbirlerine psikolojik, sözel, fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet içerikli davranışlar sergilemesini ve karşındaki bireyin sosyal yaşamını sınırlamaya ve yıpratmaya yönelik tutumları içerir. Flört şiddeti ilişki içerisindeki gücü sağlama ve devam ettirmeye, ilişkideki problemleri çözmeye yönelik kullanılabilir. Flört ilişkisi içerisinde şiddete yönelmeyi etkileyen en önemli güç unsurlarından bazıları; kıskaçlık, öfke, cinsel anlaşmazlıklar ve iktidar kazanma istediğidir (Hatipoğlu, 2010). Flört şiddeti genellikle partnerler arasında gizli olarak yaşanmaktadır (Yumuşak, 2013). Flört şiddetine maruz kalan kişi bunu özel bir yaşam olduğu için dışarı yansıtmayabilir veya şiddete maruz kaldığının farkında olmayabilir. Literatürdeki çalışmalara göre adolesan bireyin 15 yaşından itibaren flört ilişkisinde şiddete maruz kaldığı saptanmıştır(Aslan ve diğerleri, 2008). Flört şiddeti ileriki yetişkinlik dönemindeki ilişkileri etkilemektedir. Adolesan dönemde flört şiddetine maruz kalan birey yetişkinlikte de şiddeti kabul edici olabilmekte; şiddeti uygulayan birey de şiddet davranışı göstermeye daha yatkın hale gelebilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri(CDC) tarafından yürütülen bir araştırmada flört şiddetine maruz kalan her 100 kadından 20si ve her 100 erkekten 14ü 11 ile 17 yaşları arasında flört şiddetini deneyimlemişlerdir(İftar, 2016). İftar’ın(2016) 7368 üniversite öğrencisinin katılımıyla yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre flört ilişkisi olan bireylerin yarısından fazlasının flört şiddetine maruz kaldığı saptanmıştır. İftar’ın(2016) yaptığı çalışmaya göre erkeklerin şiddete yönelik meyilleri kadınlara göre daha yüksektir.

 Demir ve arkadaşlarının(2016) flört şiddetine yönelik yaptığı araştırmada bireylerin %74 duygusal şiddete, %23 sözel şiddete, %15 fiziksel şiddete ve %5 cinsel şiddete maruz kaldıkları belirtilmiştir (İftar, 2016). Flört ilişkisinde şiddet, fiziksel olabileceği gibi duygusal olarak da yansıyabilir. Flört ilişkisi içerisinde duygusal şiddetin fiziksel şiddete göre fark edilme oranı düşüktür. Görüldüğü üzere flört şiddeti sadece fiziksel bir şiddet değildir. Flört şiddeti genel olarak 3 grupta incelenir; fiziksel, cinsel ve duygusal şiddet.

Fiziksel Şiddet

Flört ilişkisinde gözlemlenebilmesi en kolay şiddet türüdür. Tokat atmak, bir nesne ile saldırmak, saç çekmek, ısırmak, cimciklemek bu tür şiddet davranışlarına örnek olarak verilebilir. Fiziksel şiddete maruz kalma bireyde sosyal, psikolojik ve fiziksel olarak kalıcı izler bırakabilmektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalarda her 100 üniversite öğrencisinden 23ünün tokat atma davranışına maruz kaldığı saptanmıştır (Aslan ve arkadaşları, 2008).

Duygusal Şiddet

İlişki içerisindeki bireyin duygularını suistimal etmek, görmezden gelmek, kötüye kullanmak ve ısrarcı bir biçimde zorlamak duygusal şiddettir. Kıskanmak, alay etmek, hakaret etmek lakap takmak, küçük düşürmek, sosyal olarak kısıtlamak, davranışları ile kontrol altında tutmaya çalışmak bireyde kaygı ve güvensizlik yaratabilmektedir. Duygusal şiddet ilişki içerisinde gözlemlenebilmesi en zor şiddet türüdür. Bunun bir nedeni de literatürde şiddet olarak tanımlanan davranışların bazı bireyler tarafından şiddet unsuru olarak görülmemesidir. Aslan ve arkadaşları(2008) yaptığı araştırmada üniversite öğrencilerinin %37’si kıskanmayı, %23’ü ihmal etmeyi, %12’si aldatmayı şiddet davranışı olarak görmemektedirler. Toplumsal tabular duygusal şiddetin üstünü örtmektedir. Örneğin erkeğin sevdiği kadını sahiplenmesi ve onu kıskanması sevginin ve romantizmin bir yolu olarak görülmektedir (Aslan ve arkadaşları, 2008).

Cinsel Şiddet

İlişkide cinselliğin tehdit edici ve kontrol altında tutucu bir güç olarak kullanılması cinsel şiddettir. Diğer partnerin rızası olmadan cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel temasta bulunmak, dokunmak, cinsel içerikli sözler ve mesajlar iletmek, tecavüz gibi ısrarcı olarak cinselliğin vurgulanması cinsel şiddete örnek olarak verilebilir.

Flört Şiddetinin Ortaya Çıkmasını Etkileyen Bazı Faktörler

Flört ilişkisi iki bireyin özel yaşamını içeren karmaşık ve çok yönlü bir bütündür. Şiddetin yaşanmasında birçok iç ve dış neden etkili olabilmektedir.

Aile Faktörü

Aile içerisindeki şiddetin flört ilişkisine yansıması görülmektedir. Aile içerisinde şiddete tanık olan bireylerin flört ilişkilerinde daha çok şiddet olduğu ileri sürülmektedir (Aslan ve arkadaşları, 2008). Adolesanların hayatlarında ebeveynler yol göstericidir. Gencin duygu durumuna ve ihtiyaçlarına yönelik ebeveynlerin davranışları, bireyin ileriki yaşlarda kişiler arası ilişkilerini etkilemektedir. İftar’ın(2016) araştırma bulgularına göre aile içinde şiddet gören erkeklerin, görmeyenlere göre flört ilişkisinde fiziksel şiddet uygulamaya daha meyilli olduğu gözlenmiştir. Bandura’nın sosyal bilişsel kuramında ele aldığı model alarak öğrenme görüşü bu sonucu desteklemektedir. Çocuk aile içerisinde ebeveynleri bir öğretici olarak görür ve davranışlarını gözlemleyerek öğrenir, kendi yaşamında da bu davranışları sergiler. Çocukluk döneminde güvensiz bağlanma sonucu da kişiler arası ilişkilerde problem ortaya çıkabilir. Erkek çocuklarda özellikle anne ile gerçekleşen güvensiz bağlanma sonucu agresif ve saldırgan davranışlar daha sık görülmektedir.

Sosyal Normlar Faktörü

Normlar insan hayatını şekillendiren, toplumun çoğunluğu tarafından kabul gören davranış ve düşüncelerdir. Bireyin yaşadığı kültürün etkileri kişiler arası ilişkilerinin etkileyen en önemli unsurlardan bir tanesidir. Bireyin yaşayıp deneyimlemediği kalıplaşmış normları ilişkisine yansıtması çok muhtemeldir. Flört ilişkisi karşılıklı kabul ve değer bulma yerine bir rekabete yorumlandığı zaman ilişki içerisinde bir güç kazanma yarışı görülmektedir. Bu güç ile ilişki ve ilişkideki diğer kişi kontrol altında tutulmaya çalışılır. Kültürün hangi davranışı şiddet olarak algıladığı da şiddetin kabul edilebilirliğini oldukça etkilemektedir. Ataerkil toplumda erkeğin kadına yönelik bazı şiddet davranışları uygulaması o kültürün yapısında bunun şiddet olarak algılanmasını önlemektedir. Ayrıca toplumsal cinsiyet rolleri de flört ilişkilerinde erkek-kadın arasındaki bazı davranışları belirlemektedir. Erkeğin kıskanması ve sahip olması gerektiği; kadının korunması ve ait olması gerektiği düşüncesi flört ilişkilerinde şiddetin derecesini arttırmaktadır.

 Cinsiyet Faktörü

Yapılan araştırmalarda cinsiyet faktörü ve flört şiddeti uygulama ve maruz arasında anlamlı bir ilişki kurulamasa da her iki cinsiyetinde özellikleri neticesiyle şiddetten etkilenme ve şiddeti uygulama derecesi farklıdır (Hatipoğlu, 2010). Erkekler kadınlara göre fiziksel olarak iri oldukları için kadınlara göre fiziksel şiddetten etkilenme oranları düşüktür. Kadınlar fiziksel olarak yaralanmaya daha fazla maruz kalmaktadır. İftar’ın(2016) yaptığı araştırmanın bulgularına göre erkek öğrencilerin kız öğrecilere göre fiziksel şiddete yönelik tutumları daha yüksek bulunmuştur. Aynı araştırmanın bulgularında psikolojik olarak da erkeklerin kız öğrecilere nazaran daha fazla psikolojik şiddet uyguladığı gözlemlenmektedir. Şiddet uygulama açısından erkeklerin daha fazla bir yönelim gösterdiği görülür. İftar’ın(2016) çalışmasında flört ilişkisinde şiddete maruz kalma oranının erkeklerin kız öğrencilere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Şiddetin uygulanması ve maruz kalınması açısından cinsiyetler arası fark görülse bile aralarında anlamlı bir ilişki kurulamaz. Her iki cinsiyetin de şiddetten etkilenme ve şiddeti uygulama biçimleri birbirlerinden farklıdır. Erkekler daha çok ilişkilerde kontrolü sağlama, güç kazanma ve baskınlık kurma amacı ile şiddete yönelmektedirler. Kadınlar ise kıskançlık, duygusal olarak incinmişlik ve öfke gibi etmenler sonucu şiddete yönelmektedirler.

Türkiye’de Flört Şiddetine Yönelik Yapılan Araştırmalar

Türkiye’de şiddete yönelik yapılan araştırmalar fazla sayıda olmasına rağmen flört şiddeti ile ilgili çeşitli kaynaklara ulaşmak zordur. Yeni yeni bir farkındalık yaratılmasıyla bu konuya ilgi son dönemlerde daha çok artmıştır. Flört şiddetine yönelik ilk araştırmalardan biri olan Aslan ve arkadaşlarının(2008) bir hemşirelik meslek yüksekokulunda yaptığı araştırmaların sonucunda öğrencilerin %30’a yakını flört şiddetine maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. İftar’ın(2016) çalışması daha büyük bir katılımcı ile gerçekleşmiş ve ilişkilerde flört şiddeti görülme oranı %50’yi geçmiştir. Yapılan araştırmalar ışığında şiddet türleri içerisinden en çok duygusal şiddete maruz kalma gelmektedir. İkinci olarak fiziksel şiddet ve son olarak da cinsel şiddet bulunmaktadır. Hatipoğlu’nun(2013) yaptığı araştırmada flört ilişkilerinde tartışmanın ve şiddetin kaynadığın nedenini %47 oranında kıskançlık olarak belirtmiştir. Genel olarak araştırmalarda fiziksel şiddette en çok tokat atma davranışı gözlemlenmiştir. Buna ek olarak erkeğin fiziksel ve cinsel şiddet uygulama eğiliminin daha yüksek olduğu, kadınların ise duygusal şiddeti daha sıklıkla uyguladığı gösterilmiştir(İftar, 2016). Yaş faktörü açısından ise 17-19 arasındaki bireylerin flört şiddetine daha sık oranda maruz kaldığı belirtilmiştir. Aslan ve arkadaşları(2008) üniversite son sınıf öğrencilerinin, birinci sınıflara göre daha çok flört şiddetine maruz kaldığını araştırma bulgularına eklemiştir. Araştırmalar yaş grupları arasında maruz kalınan şiddette farklılıklar gösterse de 18-25 yaş arası ilişkiler flört şiddeti açısından en fazla riski teşkil etmektedir.

Flört Şiddetinin Sonuçları

Gençler arasındaki flört ilişkilerinin boyutlarını bilmek önem taşımaktadır. Birçok genç ilişkilerinde yaşadıklarını kolay bir biçimde dışa vuramamaktadır. Flört ilişkisinde yaşanan şiddet bireyde uzun süreli ve kalıcı sonuçlar ortaya çıkarabilir. Flört şiddeti psikolojik ve fiziksel hasarları beraberinde getirmektedir. İlişkideki şiddet bireyde travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, intihar girişimi veya düşüncesi, madde kullanımı ve ciddi zihinsel bozulmalar ortaya çıkarmaktadır. Kişinin kendisine yönelik aşağılayıcı davranışlar kişide özgüvenin azalması, özsaygının düşmesi, kendini suçlama, öfke ve acı duyguları yaşamasına neden olmaktadır. Cinsel şiddet sonrası HIV/AIDS gibi ciddi cinsel hastalıklar, istenmediği halde gebe kalma, düşük yapma gibi yaşantılar görülmektedir. Şiddete maruz kalan üzerinde ileriki ilişkilerinde de şiddeti kabul etme düzeyi artmaktadır. Uygulayan kişinin daha sonraki ilişkilerinde yine şiddet davranışı görülmektedir. Bu dönemde şiddete maruz kalma ve uygulama yetişkinlik dönemine dair gencin yaşantısının bir ipucudur. En istenmeyen sonuç ise cinayet ve intihardır (Hatipoğlu, 2010).

Flört Şiddetine Maruz Kaldığımızı Nasıl Anlarız?

Şiddetin en tehlikeli boyutu fark edilmemesidir. Bunun nedeni toplumsal veya bireysel farklılıklar olabilir. Toplumun kültürü şiddeti gizlemede önemli rol oynar. Bazı kültürler literatürde davranışın şiddet olarak tanımlanmasına rağmen davranışı şiddet olarak görmeyebilir. İkili ilişkilerde erkeğin kadına yönelik kontrol edici ve yönlendirici olması ataerkil toplum tarafından “normal” olarak karşılanabilmektedir. Bireysel farklılıklarda şiddeti kabul düzeyi ön plana çıkmaktadır. Kişinin duygusal olarak zayıflığı diğerine karşı olan bağlılığı arttırmakta ve karşı taraftan yöneltilen şiddeti kabul etmesinde önemli rol oynamaktadır. Literatürde şiddet olarak tanımlanmasına rağmen önemli ölçüde bir kitle tarafından kıskanılmak şiddet davranışı olarak görülmemektedir (Aslan ve arkadaşları, 2008). Flört ilişkisi içerisinde tartışmaların büyük bir çoğunluğunun kıskançlık davranışı nedeniyle çıktığı belirtilmektedir (Hatipoğlu, 2013). Kıskançlığa bağlı olarak diğer kişi üzerinde kontrol edici davranışlar ön plana çıkmaktadır.

Partnerlerden biri diğerinin davranışlarına, yönelimlerine ve düşüncelerine karşı kontrolcü ve baskılayıcı bir güç oluşturmaya çalışıyorsa flört şiddetinin oluşmasına sebep olur. Karşıdaki kişinin bireysel ve sosyal özgürlük alanları kısıtlanıyor ve karşı taraftan kontrol altında tutuluyorsa flört şiddetine giden yola girilmiştir. Bir başka değişle flört ilişkilerinde karşılıklı olarak kabul, ilgi, değer verme ve hoşgörü bulunmuyorsa orada flört şiddetinin ortaya çıkması kaçınılmaz bir durumdur.

Flört Şiddetine Karşı Ne Yapılmalı?

Değişen ve gelişen sosyal hayat içerisinde gençlerde flört ilişkisine başlama yaşı her geçen gün küçülmektedir. Ülkemizde 20 yaşına kadar gelmiş her iki gençten birisinin bir flört ilişkisi olmuş veya olmaktadır. Flört ilişkisi olan her iki gençten bir tanesinin de flört şiddetine maruz kaldığı ileri sürülmektedir (İftar, 2016). Bu veriler ışığında flört şiddeti bireyi ve toplumu tehdit eden önemli bir unsur olarak görülmektedir. Flört ilişkisindeki şiddet bireyin ve toplumun üzerinde olumsuz ve kalıcı izlere yol açar. Flört ilişkisindeki şiddet daha sonraki yaşlarda kurulan ilişkilere yansımakta ve toplumsal ilişkileri bozmaktadır. Gelecek nesillerin sağlıklı olabilmesi için bu konu üzerinde çalışmaların ve bilinçlendirilmelerin artması öngörülmektedir. Özellikle lise ve üniversite çağlarındaki gençler üzerinde daha çok b farkındalık yaratılmaya başlanmalıdır. Bu bağlamda eğitim kurumlarında bulunan psikolojik danışmanlara, öğretmenlere, halk sağlığı hemşirelerine, sosyal hizmet uzmanlarına ve toplum ile ilgili meslek dallarına büyük görev düşmektedir. Gençlik çağında flört ilişkisi yetişkinlik için önemli bir tecrübedir. Bu tecrübenin olumlu yönde etki etmesi içinde bilinçlendirme yapılması çok büyük bir önem taşımaktadır. Şiddete maruz kalan gençlerin korunmak için nereye yönleneceğini bilmeleri çok önemli bir husustur. Gençler için flört ilişkileri mahremiyet taşıdığı için çok fazla açığa çıkarmak istememektedirler. Bu durumda gence verilebilecek üç önemli yardım vardır; destek vermek, cesaretlendirmek ve genç ile duygudaşlık kurabilmektir. Gencin bu dönemde ilgili profesyonellere ulaşabilmesi kolaylaştırılmalı ve gence nasıl yardım alabileceği konusunda yol gösterici olunmalıdır.

Kaynakça

  1. Aslan, D., Vefikuluçay, D., Zeyneloğlu, S., Erdost, T. ve Temel, F. (2008). Ankara’da iki hemşirelik yüksekokulunun birinci ve dördüncü sınıflarında okuyan öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalma, flört ilişkilerinde şiddet uygulama durumlarının ve bu konudaki görüşlerinin saptanması araştırması. Ankara.
  2. Özerkmen, N. (2012). Toplumsal bir olgu olarak şiddet. Akademik bakış dergisi (28).
  3. Hatipoğlu, S. (2010). Başkent üniversitesi öğrencilerinde flört şiddeti prevalansı anketi
  4. Polat, O. (2017). Şiddet(2.baskı). İstanbul: Seçkin yayıncılık.
  5. Yalçın, Ö. ve Erdoğan, A. (2013). Şiddet ve agresyonun nörolojik, psikososyal ve çevresel nedenleri. Psikiyatride güncel yaklaşımlar, 5(4).
  6. İftar, M. (2016). Üniversitede öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutum ve davranışları. Muğla sıtkı koçman üniversitesi, Muğla.
  7. Gültekin, F. ve Arıcıoğlu, A. (2017). Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri ve sosyal bağlılık ilişkisi. Sakarya üniversitesi eğitim dergisi, 7(2), 373-384.
  8. Gençtanırım, D. ve Çetinkaya, E. (Ed). (2017). Kişilik kuramları. Ankara: Pegem akademi.
  9. Bayhan, P. ve Işıtan, S. (2010). Ergenlik döneminde ilişkiler: akran ve romantik ilişkilere genel bakış. Eğitim-kültür ve araştırma dergisi, 5(20).
  10. Yumuşak, A. (2013). Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutumları, toplumsal cinsiyetçilik ve narsisistik kişilik özellikleri arasındaki ilişki. Gaziosmanpaşa üniversitesi, Tokat
  11. Demir, N., Irmak, Y., Murat, D. ve Fiş, N. (2016). Cinsel istismara uğrayan ergen adli olgularda flört ilişkisinde şiddet varlığı. Anadolu psikiyatri dergisi, 17(3), 240-247.

Aydın Deniz YÜCE


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.