Aynıyız Ya Da Farklı: Sosyal Uyum

sosyal uyum nedir, otoriteye itaat nedir, normatif sosyal etki, bilgilendirici sosyal etki, solomon asch deneyi, muzaffer şerif deneyi nedir, sosyal uyum nedir

Aynıyız Ya Da Farklı: Sosyal Uyum
17 Aralık 2016 Cumartesi 17:57

Her insan farklı düşünce ve fikirlere saygılı olmanın doğru olduğuna inanmasına karşın iş uygulamaya geldiğinde bunu çok da tasvip etmez. Hatta aykırı bir görüş ifade eden kişiyi yoğun bir baskı altına alırlar ya da baskı görecekleri düşüncesiyle fikirlerini ifade etmekten çekinirler. Üyelerden gruba uymalarını beklerler, kendileri de ayak uydururlar. Peki neden?

Bu sorunun yanıtını vermeden önce tarihe geçmiş bir vakaya ve bazı deneylere göz atalım.

Muzaffer Şerif 1936 yılında düzenlediği deneyde karanlık bir odada oturan katılımcılardan 5 metre uzaklıktaki bir ışığa odaklanmalarını ve ışığın hareket mesafesini tahmin etmelerini istedi. Katılımcılar ışığın yaklaşık olarak 5 ya da 20 santimetre hareket ettiğini söylediler. Birkaç gün sonra deney farklı bir biçimde tekrarlandı. Katılımcılar üçerli gruplar halinde karanlık odaya alındı ve ışığın hareketi hakkındaki tahminlerini yüksek sesle ifade etmeleri istendi. Birkaç denemeden sonra katılımcılar ortak bir tahminde karar kıldı (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Oysaki başlangıçta herkesin tahmini birbirlerinden oldukça farklıydı. İşin ilginç kısmı ise ışık aslında hareket etmiyordu. 

Bir diğer deneyde ise Solomon Asch 1951 yılında kendi adıyla anılan meşhur deneyini yaptı ve bu deneyi farklı versiyonlarda tekrarlayarak geçerliğini arttırdı. Katılımcılara algısal bir teste tabi tutulacaklarını söyledi. Toplamda 8 kişi olan katılımcıların görevleri oldukça basitti. Önlerine ilkinde tek bir çubuğun, ikincisinde bir, iki ve üç olarak numaralandırılmış üç çubuğun yer aldığı iki kart gelecekti. Katılımcılar numaralandırılmış üç çubuktan hangisinin ilk kartta tek başına duran çubuk ile aynı boyda olduğunu söyleyecekti. İlk iki denemede herkes doğru cevabı vermişti fakat sonraki denemeye gelince deney çok ilginç bir hal aldı. Yedi katılımcı da birden kendilerinden emin bir tavırla yanlış olan seçeneği söylüyordu ve sekizinci katılımcı neye uğradığını şaşırmıştı. Böylesine basit bir görevde yanlış cevabı vermek eğer o an beyin felci geçirmiyorsanız neredeyse imkansızdı. Sanki yedi katılımcı önceden anlaşmış gibi sürekli yanlış olan seçeneği seçiyorlardı. Deneyin ilerleyen zamanlarında ne oldu dersiniz? Sekizinci katılımcı da diğerleri gibi yanlış olan seçeneği söyleyerek gruba ayak uydurdu. Acaba gerçekten verdiği cevabın doğruluğuna inanmaya mı başlamıştı?

Vietnam Savaşı’nın sonlarına doğruydu. 1968 yılında sabahın erken saatlerinde bir Amerikan birliği helikopterden indiğinde bekledikleri bir şekilde Vietnamlı gerillalarla değil de kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan köy halkıyla karşılaştılar. Şaşkına dönmüşlerdi ve endişeliydiler. Daha önce hiç çatışmaya katılmamışlardı. Ayrıca askerlere oradaki Vietnamlı askeri birliğin çok tehlikeli olduğu söylenmişti fakat halkın silahları, bombaları ya da tehlike arz edebilecek herhangi şüpheli bir halleri yoktu. Sadece hep birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Bir anda komutanları nedeni nedir bilinmez ateş emri verdi ve askerler çoluk çocuk demeden tüm halkı öldürdü.  Bu olay ‘My Lai katliamı’ olarak tarihe kazındı.

Uyum Nedir, Neden ve Nasıl Uyum Sağlarız?

Uyma davranışını kısaca başka insanların gerçek ya da hayali etkileri sonucunda kişinin davranışlarının değişmesi şeklinde tanımlamak mümkündür (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Uyum toplumda sosyal ilişkilerin temelini oluşturur. Neden eğitim alıyoruz şeklinde bir araştırma yapacak olsanız eğitimin tanımları arasında topluma uyum sağlamak olduğunu göreceksiniz. Hayatımızın büyük çoğunluğunu kaplayan eğitim süreci bile topluma sağlıklı entegrasyonu sağlamak için vardır ve daha birçok faaliyet için de aynı kural geçerlidir.

Sosyal uyum diğer bir deyişle toplumsal uyum hayatta kalmak ve sosyal ilişkilerin devamı için oldukça önemli bir kavramdır. İşin genetik boyutunu ele alacak olursak uyumun atalarımızdan bizlere genetik yollarla aktarıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin avcılık yaparak geçinilen dönemlerde her an vahşi hayvan saldırısına uğrama riski ile burun burunayken uyum sağlamak hayatta kalmak demekti. Birlikte avlanmaya çıktığınız gruptan birisi çalıların arkasını işaret edip hızla koşmaya başlayınca durup düşünmeden uymacı bir davranışla sizin de koşmanız gerekir. Eğer durup çalının arkasındaki vahşi bir aslan mı yoksa zararsız bir tavşan mı diye düşünürseniz çoktan saldırıya uğramış olursunuz. Bizler o gün uymacı davranarak kaçıp canını kurtaran ve böylece genlerini gelecek nesillere aktarmayı başaran atalarımızın torunlarıyız (Dobelli, 2014).

Bunun yanında uyumun sosyal anlamda sağladığı yararlar da bulunmaktadır. Maddeler halinde sıralayacak olursak:

* Grup tarafından kabul edilmek

* Ödüllendirilmek

* Cezalandırılmamak

* Grup içinde işlerini kolay yapmak

* Benlik gelişimini sağlamak

* Duygusal açıdan tatmin olmak

* Sıkıntı ve kaygılarını paylaşmak

* Sevgi ihtiyacını gidermek

* Yaratıcılığını sergilemek

* Doğru davranış biçimlerini öğrenmek

* Beğenilmek

Bu yararlar aynı zamanda neden uymacı davranışlar sergilediğimiz sorusuna da cevap niteliği taşımaktadır. Şimdi bu maddeleri toparlayarak hangi durumlarda uymacı davranışlar sergilediğimizi inceleyeceğiz.

1- Bilgilendirici Sosyal Etki (Neyin doğru olduğunu bilme gereksinimi):

Belirsiz ya da elimizde yeterli bilgi olmadığı, doğru seçimi yapmak istediğimiz fakat bunun zor olduğu zamanlarda çevremizdeki diğer insanları davranışlarımıza kılavuzluk eden bilgi kaynağı olarak kullanırız. Buna bilgilendirici sosyal etki denir (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Başkalarının daha iyi bildiğini düşünürüz ki bu da uymacı davranışlar sergilememize neden olur. Sosyal etkiye en çok belirsiz durumlarda, kriz yaratan ani gelişmelerde ve çevremizdeki diğer insanlar uzman olduklarında uyarız.

Yapılan çalışmalarla görevin güçlük derecesi arttıkça insanların uymacı davranışlar sergileme eğilimlerinin de arttığı gözlemiştir. Bunun nedeni belki de insanların kendi yargılarına olan güvenlerinin az olmasıdır (Peplau, Sears, Taylor, 2012). Yapılan başka bir araştırmada kendinden emin olmayan insanların kendinden emin olanlardan daha fazla uyma davranışları gösterdikleri sonucu elde edilmiştir (Güney, 2012).

Yazının başında verilen ilk örnekte bilgilendirici sosyal etki örneği bulmak mümkündür. Katılımcılar tek başlarına olduklarında ışığın hareket mesafesini 5 ila 20 arasında tahmin etmelerine rağmen aynı ortamda bulunan katılımcı sayısı artınca bu durum bilgilendirici sosyal etkinin oluşmasını sağlamıştır. Başlangıçta uzak sayılar söyleyen katılımcılar birkaç denemeden sonra nihayetinde birbirlerini referans almış ve beklentileri doğrultusunda davranışlarını değiştirerek ortak sayılarda anlaşmışlardır. Üstelik böyle yapmaları gerektiğini onlara kimse söylememiştir.

2- Normatif Sosyal Etki (Kabul edilme gereksinimi):

Başka insanların bizden hoşlanmasını, bizi kabul etmesini istediğimiz zaman da uymacı davranışlar sergileriz. Sevilmek ve kabul görmek ihtiyacı, sosyal temas insan için çok önemli olan ihtiyaçlardır. Uzun süre yalıtılmış olarak yaşayan bireyler üzerinde yürütülen araştırmalar insani temastan yoksun kalmanın stresli ve travmatik bir durum olduğunu ortaya koymaktadır (Akert, Aronson, Wilson, 2012).

Sosyal grupların grup üyelerinin davranışları ile ilgili normları bulunur ve üyelerden bu kurallara uymaları beklenir. Uymayanlarsa farklı, zor ve en sonunda da sapkın olarak algılanır. Sapkın üyelerle dalga geçilir, onlar diğer grup üyeleri tarafından cezalandırılır hatta reddedilirler (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Bu hiçbir grup üyesi için istenen bir sonuç değildir.

Normatif sosyal etki tanıdığımız insanlar ya da içinde bulunmak istediğimiz grup için etkili olduğu gibi tanımadığımız ve büyük olasılıkla hayatımızın sonuna kadar karşılaşmayacağımız insanlar için de geçerli midir? Araştırmalar bu soruya evet yanıtını veriyor. Sekizinci katılımcının belli bir zaman sonra yanlış seçeneği söylemeye başlaması buna bir örnektir. Diğer katılımcılar yabancı olsa bile farklı görüş öne süren tek kişi olma korkusu o kadar güçlüydü ki katılımcı uymacı davranışlar sergilemeye başladı (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Nitekim katılımcılara daha sonra sorulduğunda yanlış seçenekleri seçmelerini “aptal duruma düşmemek için”, “çıkıntılık yapmamış olmak için”, “uyumsuz bir insan olduğumu düşünmemeleri için”, “beni farklı birisi olarak nitelendirmemeleri için” şeklinde açıklamışlardır (Akert, Aronson, Wilson, 2012). Buradan hareketle diyebiliriz ki normatif sosyal etkide bu koşullardaki bir bireyin mutlaka söylediği şeylere inanıyor olduğunu söyleyemeyiz.

3- Otoriteye İtaat:

Ayrı bir başlık olarak ele alınabileceği gibi sosyal uyumun içinde de incelenebilir. İtaat insanların yasal otoritesi olan kişi ya da grubun emirlerine boyun eğmesi sonucu davranışlarının değişikliğe uğramasıdır (Güney, 2012). Kişi üyesi olduğu grubun düşünce ve davranışlarına gerçekten doğru olduğundan değil grubun düşünce ve davranışlarına uygun hareket edilmediği zaman korku, ceza gibi bir yaptırım söz konusu olduğu için uyum sağlamaktadır.

Son olarak My Lai katliamı değerlendirilecek olursa otoriteye itaat ve diğer sosyal uyum maddeleri burada söz konusudur. Diğer askerlerin davranışları öldürmenin doğru şey gibi görülmesine neden olmuştu (bilgilendirici etki) ve askerler arkadaşları ve üstleri tarafından reddedilmek, cezalandırılmak istememişlerdi (normatif etki) (Akert, Aronson, Wilson, 2012).

Nazi döneminde 6 milyon Yahudi öldükten sonra yargılanan Adolf Eichman savunmasında Yahudilerle kişisel olarak sorunu olmadığını, sadece emirlere uyduğunu söylemiştir (Peplau, Sears, Taylor, 2012).  My Lai trajedisi de kısmen askerlerin otoriteye itaat normunu sorgulamadan ya da bunun için bir sorumluluk üstlenmeden hemen kabul etmesi nedeniyle yaşanmıştı (Akert, Aronson, Wilson, 2012).

Elbette bu açıklamalarla yapılmış olan katliamları haklı göstermeye çalışmış olmuyoruz. Fakat bu vakalar bizlere sosyal baskının gücünü değil de önce askerlerin kişiliklerinin zayıf olduğunu düşündürtüyorsa kolaya kaçıyoruz demektir. Çünkü işin çok korkutucu olan bir kısmı var. Benzer sosyal baskılar söz konusu olduğunda benzer şeylerin yaşanabileceği gerçeği.  Bunu göz ardı etmemek gerekiyor. 

Kaynakça:
Akert, R., Aronson, E. ve Wilson, T. (2012). Sosyal psikoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Dobelli, R. (2014). Hatasız düşünme sanatı (Beşinci baskı). İstanbul: NTV Yayınları.

Güney, S. (2012). Sosyal psikoloji (İkinci baskı). İstanbul: Nobel Yayıncılık.

Peplau, L., Sears, D. ve Taylor, S. (2012). Sosyal psikoloji (Üçüncü baskı). Ankara: İmge Kitabevi.

Rukiye AYDIN

Yıldız Teknik Üniversitesi - Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü/3. sınıf


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.