Davranışçı Kuram (Davranışçılık) Nedir?

davranışçılık nedir, davranışçı kuram, sosyal öğrenme kuramı, sosyal öğrenme nedir, edimsel öğrenme, edimsel koşullama nedir, model alma

Davranışçı Kuram (Davranışçılık) Nedir?
20 Temmuz 2017 Perşembe 09:41

Bilişsel yetenekleri ve bilinci olmayan bir canlı düşünün. Bu canlı tüm davranışları zihin yoluyla değil, uyarıcı-tepki yoluyla öğrenmiş, yaşantısal tepkileri içerisinde hiç kendi bilişsel süreçlerinin  farkına varmamıştır. Böyle bir canlı ancak, davranışçılık perspektifinden kabul edilebilir. Peki nedir bu davranışçılık?

Davranışçı Kuram, 1914 yılında John Watson'la birlikte gelişme göstermiş ve yapısalcı kurama tepki olarak doğan modern bir psikoloji akımı olarak görülmektedir (Fromm, 1993). Watson, duygu, düşünce ve algı durumlarını dışta bırakmıştır bunun yerine davranışı ön plana almıştır.

Davranışçılık, psikolojik kavramları organizmanın tepkilerine kadar indirger; davranışı ve bilinci özdeşleştirir; uyarıcı ve tepki (U-T) bağı arasındaki ilişkiyi bilincin temeli olarak görür. Davranışçılığa göre bilgi ve öğrenme, insanın şartlı reaksiyonlarını ifade etmektedir.  (Rosenthal ve Yudin, 1972; Akt. Usta, 2011).

Davranışçılık kısaca özetlenecek olursa; zihnin ögelerini bir kenara koyup organizmayı davranışsal tepkiler ile açıklamaya çalışan; insanın ne hissettiği ile ilgilenmeyen ancak insan davranışları ve çevre ile ilgilenen bir yaklaşımdır (Fromm, 1993).

Davranışçı Kuramın Temel Kavramları

Davranışçı Psikolojik Danışma kuramcılarının birçoğu belirli kavram ve tekniklerle davranışçı kurama temel oluşturmuşlardır. Skinner, A. Bandura, Pavlov gibi davranışçı kuramcılar duygusal kavramlarla ilgilenmeyi bilimsel bulmamaktadırlar ve öne sürdükleri tüm kavramları davranışçı yaklaşımla ele almış ve devamında atılganlık eğitimi, sistematik duyarsızlaşma, taşırma ve biçimlendirme gibi teknikler geliştirmişlerdir (Topses, 2012).

Yeni davranışçı kuramcılar varoluşçuluk, geştalt gibi diğer kuramlardan farklı olarak empati, koşulsuz kabul ve saygı, farkındalık gibi etkenlerin terapi içerisinde etkili olmayacağını savunmuşlardır (Topses, 2012). Davranışçı Terapinin de özellikle davranışsal öğrenme sonucu oluştuklarını düşündükleri fobi, depresyon, madde kullanımı ve kaygı bozukluğu gibi durumlarda büyük oranda etkili olduğunu savunmuşlardır (Topses, 2012).

İnsan, "hemen hemen" birçok davranışa karşı koşullandırılabilir bir organizmadır. Bilişselciler her ne kadar eleştirseler de davranışçı kuram hala birçok davranış kazanımında veya davranışı değiştirmede önemini korumaktadır. Özellikle de çocukluk çağında uygulanan davranışçı terapilerin sağaltıma büyük oranda etkisi vardır. Ancak çağdaş davranışçı terapi belli başlı dört gelişim alanı içerisinde incelenmektedir (Corey, 2015). En bilininen kavramları ile Davranışçı Kuram;

- Klasik koşullanma

- Edimsel koşullanma

- Sosyal Öğrenme Kuramı'dır.

Ancak bu kavramlar kendi içinde birçok değişime uğramış ve davranışçılığı çeşitli anlayışlar haline getirmiştir.

Davranışçı Kuramda  Klasik Koşullama: Ivan Pavlov

Psikoloji ile ilgilenmeyen çoğu kişi Pavlov’u bilir. Ancak Pavlov’un bir köpek olduğuna dair yanlış bir kanı vardır. Bu yüzden bu konuya da değinilmesi gerekir. Pavlov, klasik koşullama deneyini kendi köpeği üzerinde uygulamış ve zil-yemek çağrışımını yaratmıştır. Bu sayede zil çalınınca köpek salya tepkisi vererek yemeğin geleceğini anlamaktadır.

Klasik koşullanmanın genelleme, kendiliğinden geri gelme, habercilik ve bitişiklik gibi birçok ilkesi bulunmaktadır. Çoğu zaman da bu ilkelerle çağrışım yapan durumlar klasik koşullanmanın oluşmasına zemin hazırlar.

Örneğin, çocuğuna iğne yaptırmak için doktora götüren bir anne düşünelim. Çocuk ilk kez iğne oluyor ve iğnenin ne olduğunu henüz bilmemekte. Doktor çocuğa iğne yapıyor ve daha sonrasında çocuk acı çektiği için ağlamaya başlıyor. Yani doktor, çocuk için şartlı bir uyarıcı haline geliyor ve çocuk doktor gördüğünde ağlama tepkisini ortaya çıkarıyor.

Kısacası çocuk artık doktor gördüğünde iğnenin geleceğini öğrenmiş oluyor. Bu durum çocukta, doktor-iğne çağrışımını ortaya çıkardığından "bitişiklik" ilkesine de örnek niteliği taşıyor. Ayrıca çocuk kendisine iğne yapan doktorun beyaz giydiğini bildiğinden, beyaz giyen herkesin kendisine iğne yapacağını düşünerek "genelleme" ilkesi ile de hareket etme davranışında bulunabiliyor.

 Öğrenilmiş Çaresizlik: Denemeye Ne Gerek Var Yapamıyorum ki!

 Fark etmesek de klasik koşullanmanın günlük hayatımızda birçok örneği vardır. Bunlardan biri de öğrenilmiş çaresizliktir. Bu kavram çoğu zaman akvaryumdaki  balık örneği ile anlatılır. Yapılan bir deney sonucu akvaryumun diğer tarafına geçmek isteyen ve engel yüzünden geçemeyen balıkların, engel kaldırıldığında diğer  tarafa geçmeyi denemedikleri görülmüştür. Bu durum ise bize "çaresizliğin" nasıl öğrenildiğini göstermektedir.

 Yaşam, çoğu zaman hedeflerimize ulaşmak için üstün çabalar gerektirir. Bu yüzdan bireyler istedikleri hedeflere ulaşmak için tekrar tekrar dener ve başarılı  olamayabilir. Ancak bunun tek sebebi hedefini gerçekleştiremediğini düşünüp artık çaba göstermemesidir. Tıpkı ingilizceyi asla anlamadığını düşünüp öğrenmeye  çalışmayan bir çocuk gibi veya yüzmek için çok uğraştığını ancak yüzmeyi öğrenemediğini düşünen bir yetişkin gibi...

 Engellerimiz öğrenilmiştir ve bu ümitsizliğimizle davranışımızı bağdaştırdığımız için oluşur. (U-T)

 Edimsel Koşullanma

Skinner, davranışın pekiştireç ve ceza ile kontrol edilebileceğini düşünmüş ve edimsel koşullanmayı geliştirmiştir. İstenilen davranışı artırmaya, istenilmeyen davranışı ise azalmaya yönelik geliştirilen bu kuramda olumlu-olumsuz pekiştireç ve I.-II. tip ceza bulunur. Edimsel koşullama ile ödül-ceza sistemi davranışı şekillendirmek ve buna ek olarak da öğrenmenin kalıcılığını sağlamak için kullanılır.

Peki nedir bu pekiştireç ve I.-II. tip ceza sistemi?

Sanırım bunu anlatmanın en iyi yolu örneklerle açıklamaktır.

Örneğin;

- Ödevlerini zamanında yapan bir çocuğun ödül olarak sinemaya götürülmesi "olumlu pekiştireç" (İstenilen davranışı arttır)

- İstediği bebeği almadıkları için ağlayan çocuğa annesinin ve babasının susması için istediği bebeği alması "olumsuz pekiştireç"(İstenmeyen davranışı arttırır)

- Sınıfta yaramazlık yapan çocuğa öğretmeninin sürekli kızması "I. tip ceza" (Ortama hoşa gitmeyen uyarıcı verilir)

- Ders çalışmak yerine tabletle oynamayı seçen bir çocuğun elinden tabletinin alınması "II. tip ceza" (Hoşa giden uyarıcı ortamdan alınır)

Görüldüğü üzere bu ve birçok durum davranışı şekillendirmede kullanılmaktadır. Bu şekilde istenilen-istenmeyen davranışlar artırılır veya azaltılır. Bazı uzmanlar cezanın davranışı şekillendirmede  pek katkısı olduğunu düşünmemektedirler. Bu durum göz önünde bulundurularak özellikle çocukların davranışlarını kontrol ederken cezalardan çok pekiştireçlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Sosyal Öğrenme Kuramı

 John Dewey'e göre insan sosyal çevre içerisinde kendi düşüncelerini ve davranışlarını oluşturur (Yeşilyaprak, 2012). Yaşarken öğrendiğimiz birçok davranış çoğu zaman "gözlem"  vesilesiyle de ortaya çıkmaktadır. İnsan, çevresini gözlemleyerek öğrenir ve gelişir.

 Sosyal öğrenme kuramı denince çoğu zaman akla Albert Bandura gelmektedir. Bandura 1960'larda ortaya çıkardığı sosyal davranışçılık kavramıyla tanınmıştır (Yeşilyaprak, 2012).

 Sosyal öğrenme kuramcıları diğer davranışçı kuramcılara da farklı açıdan bakmışlardır. Örneğin onlara göre, öğrenme yalnızca pekiştirece bağlı değildir. Davranış öğrenilir ancak  hemen gösterilemeyebilir ya da gelecek tepkileri dikkate almakta eksik yönleri vardır (Yeşilyaprak, 2012).

 Diğer kuramlara nazaran sosyal öğrenme kuramının anahtar kelimesi "dolaylı öğrenme" dir. Kişi başkasından öğrendiği için öğrenmelerin dolaylı olduğu varsayılmıştır.

 Model Alma

 Birey, karşısına bir  davranışta bulunan insanı karakter, yaş, cinsiyet ve  birçok faktörün etkisiyle tanımaktadır. Bu faktörlerin yakınlık derecesine göre karşısındaki kişiyi model alma davranışı artabilir. Yani bir bakıma olmak istediği kişiyi ya da kendine yakın hissettiği kişiyi gözlemler ve onun yaptığı davranışları yapar. Bu durum Sosyal Öğrenme Kuramında "Model Alma" ile açıklanır.

Özellikle çocuklar çoğu zaman kendi ebeveynleri gibi konuşup davranabilmektedirler. Bu yüzden aileler, çocuklarından yapmalarını istedikleri bir davranışı kendileri yapıp örnek olmuyor ise ya da istemedikleri davranışa örnek oluyorlarsa çocukta bu davranışın görülme olasılığı artıyor. Bu yüzden davranışı şekillendirmede model alma önemli bir kavram niteliği taşıyor.

Kaynakça:

Yeşilyaprak, B., (2012). Eğitim Psikolojisi (Gelişim - Öğrenme - Öğretim). Ankara: Pegem Yayınları

Topses, G., (2012). Davranışçı ve Varoluşçu–Hümanistik Psikolojik Danışma Kuramlarının Ayırt Edici ve Örtüşen Nitelikleri, 72.

Corey,  G., (2015). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları (T. Ergene, Çeviren). Ankara: Mentis Yayıncılık.

Usta, A., (2011). Bilimsel Araştırmalarda Problematik: Projelendirme ve Raporlaştırma, Akademik Yaklaşımlar Dergisi, (2)(2).

Fromm, E., (1993). İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri(Ş. Alpagut, Çeviren). Payel Yayınları

Ceren DELİOĞLAN

Okan Üniversitesi- Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü/4.sınıf


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.