Melanie Klein ve Nesne İlişkileri Ekolü

nesne ilişkileri kuramı melanie klein nesne ilişkileri nesne ilişkileri kuramı nesne ilişkileri melanie klein nesne ilişkileri

Melanie Klein ve Nesne İlişkileri Ekolü
25 Mart 2018 Pazar 19:42

Melanie Klein ve Nesne İlişkileri Ekolü

Melanie Klein’ın hayatı

Melanie Klein, 1882 yılında Viyana’da dünyaya gelmiştir. Yahudi bir ailenin dört çocuğundan en sonuncusudur. Klein babasını idol olarak almıştır ve onun gibi doktor olmak istemiştir. Tıp okuma ve babası gibi olma hayalleri evlenmesi ile birlikte gerçekleşememiştir. Genç yaşında evlendiği ve çocuk sahibi olduğu için Klein tıp eğitimi alamadı. Psikanalize duyduğu ilgi ailesi ile Budapeşte’ye yerleşmesi ile başladı. Sigmund Freud’u ilgiyle takip ediyor ve görüşlerine hak veriyordu. Psikanalize ilgi duyduğu ve yoğunlaştığı o sıralarda psikanalist Sandor Frenzci ile tanışması onun için bir dönüm noktası oldu. Frenzci ile tanışması hem psikanaliz açısından hem de Klein açısından bir dönüm noktası olmuştur. Melanie Klein, bu tanışmadan sonra çocuk psikanalizi üzerine yoğunlaşmıştur. Melanie Klein’ın çocuk psikanalizine dair ilk çalışması ‘Bir Çocuğun Gelişimi’ adlı eseri olmuştur. Bu eseri 1919 yılında Macar Psikanaliz Derneği’ne sunmuştur. İlk sunulan eserinin beğeni alması Klein’ın çalışmalarına yoğun bir istekle devam etmesinde etkili olmuştur. ‘Bir Çocuğun Gelişimi’ adlı eserle başlayan çalışmaları çocukların doğduğu andan itibaren başlayan zihinsel gelişimlerini incelemesiyle devam etmiştir. Bebeklik dönemine önem vermesi, çocukları anlamaya ilişkin oyunları onun çocuk psikanalizinde ilerlemesini ve psikolojiye önemli katkılarda bulunmasını sağlamıştır. Salzburg Psikanaliz Kongresi’nde tanıştığı Ernest Jones sayesinde yaşamının geri kalanını Londra’da geçirdi (Güngen,2017).

Çocukluk ve bebeklik dönemindeki kaygılara yoğunlaşması, fantazileri küçük yaşlara kadar indirmesi İngiliz psikanalist dünyasında oldukça ses getirmiştir. Nazi kıyımından kaçarak İngiltere’ye gelmiş bir çok önemli bilim insanları ile tanışmış ve özellikle Anna Freud ile tartışmaları iki açıdan da oldukça verimli şeyler ortaya koymuştur. İsminin ve ekolünün yaygınlaşması ile Klein psikolojiden başka bir çok bilim dalına katkıda bulundu.

Melanie Klein ve Sigmund Freud’un ayrıştığı noktalar

Melanie Klein’ın çocuk psikanalizine yönelmesinde Freud’un etkisi göz ardı edilemez. Sigmund Freud’a olan ilgisi ve görüşlerine bağlılığı kendi ekolünde bazı kısımlarda ayrışmaktadır. Nesne ve çocuk üzerine yoğunlaşan Klein, nesneye Freud’dan farklı bir açıdan bakmıştır. Freud’a göre ‘haz ilkesi’ öncüldür ve kişi haz ilkesine bağlı dürtüleri dışarı boşaltabilmek için nesnelere yönelir. Klein’a göre nesneler içimizde doğuştan getirdiğimiz haz ve dürtüler gibi nesneler de doğuştan getirilmektedir. Herkesin nesnesi içinde doğuştan var olmuş ve getirilmiştir. Klein aynı zamanda nesneleri iyi nesne ve kötü nesne olarak da ayırmıştır.

Sigmund Freud’un üzerine çalışmadığı ölüm dürtüsüne Melanie Klein fazlaca değinmiş ve önem vermiştir. ‘’libido ve sevgi’’ kavramlarını ‘’ölüm korkusu ve haset’’ kavramları ile çatışmalarını göstererek açıklamış ve ekolünde kullanmıştır (Güngen,2017).

Bilinçdışı kavramı Freudyen yaklaşımda anıların ve bu anılara bağlı duyguların bulunduğu aynı zamanda durağan ve her zaman var olan bir takım duygularında bulunduğu bir yer olarak tanımlanmıştır. Melanie Klein’a göre bilinçdışı sadece bunlardan ibaret değildi. İçimizde var olan doğuştan getirdiğimiz nesnelerin devinimi ile oluşan fantazmlar bilinçdışındadır. Klein ekolünde bilinçdışı fantazmların değerlendirilmesi ve analizi önemli yer tutar. Bebek ilk yaşantıları ile içine yeni nesneler aktarmaya başlar. Klein’ın söz ettiği doğuştan içimizde var olan nesneler ‘ölüm korkusu, saldırganlık, cinsellik’ ile birlikte oluşan kötü nesnelerdir. Bebek ilk yaşantıları ile birlikte kötü nesnelere karşı rahatlamak ve savunmak için kendine iyi nesneler edinir. İçe aktardığı iyi nesneler de Klein’a göre bilinçdışındadır. Freud bu nesne içe aktarımının bir savunma mekanizması olduğunu söylemiştir fakat Freud’a göre içe aktarım kaybedilen nesnenin yerine yapılan bir şeydir. Klein savunma mekanizması kısmında Freud ile örtüşmüş olsa da nesnelerin yatışmak için içe aktarımı kısmında ayrılmaktadır. Şu ana kadar bahsettiğimiz gibi nesneler iyi nesne ve kötü nesne olarak ayrılmaktadır. Benlik kavramı da çocuk için böyledir. İyi ben ve kötü ben kavramları iyi nesne ve kötü nesne ile bağlantılıdır. Çocuk psikanalizi üzerine çalışan Klein ben kavramı için bir de erken ben kavramını ortaya atmıştır. Bebek erken bendeyken iyi nesne ve kötü nesne olarak çevresinde alabileceği anne memesi vardır. İyi ve kötü çocuk için iyi meme ve kötü meme olarak ayrılmıştır. İyi meme çocuğun ihtiyaçlarını giderebilen her zaman ulaşabileceği reddedilmeyendir, kötü meme ise süt ile dolu olmasına rağmen çocuğun ulaşamadığı, çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamadığı, reddedicidir. Çocuğun nesneyi bu şekilde iyi-kötü olarak ikiye ayırdığı gibi benliği de anneden alınan tepkiye göre iyi-kötü olarak ayrılmaktadır. Annenin rolü bu yüzden çocuk gelişiminde oldukça önemlidir. Reddedici, esirgeyen ve ihtiyaçları karşılamayan anne çocuk için kötü benliğine yansımaktadır. Kabullenici, ihtiyaçları karşılayan ve istediğinde ulaşabileceği anne çocuk için iyi benliğe yansımaktadır.

Melanie Klein ekolünde dönemler

Melanie Klein, doğumdan itibaren çocukluk dönemlerini sınıflandırmıştır. Bebeklik dönemi için ilk üç ay ‘paranoid-şizoid’ evresidir. Paranoid- şizoid evrede bebek içindeki ‘saldırganlık, cinsellik vb.’ olgularından gelen dürtüleri bastırmak için içindeki kötü nesnelerin yanına dışarıdan iyi nesne aktarır. Anne bu evrede bebek için iyi nesnedir. Bebek içindeki dürtüleri anneye yansıtır. Bu durumda bebek şizoid savunma mekanizmasını kullanarak içindeki kötü nesneleri bastırmış ve rahatlamış olur. Bebekliğin ilk üç ayından sonraki dönem ‘depresif evre’ olarak adlandırılmaktadır. Depresif evre altı aya kadar sürmektedir. Bebek depresif dönemde içindeki kötü nesneler ile içe aktardığı iyi nesneleri birleştirir. Erken benlik olarak bahsettiğimiz kavram artık iyi ve kötüyü birleştirmek istemektedir. Bunun altında yatan neden ise artık iyi nesne ve kötü nesne birleşmesinden doğabilecek zararı benliğin kaldırabileceğini düşünmesidir. Kapasitesi artan ben iyi nesne ve kötü nesne çatışmasına hazır olduğunu düşünür. Bebeğin iççindeki kötü nesneler içe aktarılan iyi nesnelere saldırır. Bu saldırı ve nüfuz etme bebekte suçluluk duygusu uyandırmaktadır. Bu çatışma ve uyandırdığı suçluluk duygusu ekolde ‘ambivalans’ olarak adlandırılmaktadır. Bebek çatışmadan duyduğu suçlulukla bu dönem için adlandırdığımız ‘depresif’ döneme girer. İyi – kötü nesne çatışması sonucunda kötü nesneler durağanlaşır ve nötralize olur, sevgi nesnesi yani iyi nesne bebeğin içinde güçlenir ve hayatında daha önemli bir yere gelir. Nesne artık aşırı iyi ya da aşırı kötü uç kavramlarda değildir. Nesne bütünleşmiş ve daha gerçekçi bir bakış kazanmıştır.

Klein’a göre Oidipus kompleksi ilk yıllarda gerçekleşmektedir ve benliğin oluşumunda etkisi büyüktür. Erkek bebek anneden uzaklaşmasının asıl nedeni babayı kaybetmek istememedir. Baba sevgi ya da nefret nesnesi olsa bile kaybedilmek istenmez. Benlik kavramında Oidupus kompleksine değinen Klein üst benlik oluşumunda Oidipal dönemin etkisi olduğunu söyler. Bebeğin saldırgan duyguları ne kadar kuvvetliyse üst benliği de o derece kuvvetlidir. Klein’ın bahsettiği paranoid-şizoid ve depresif dönemler bebeklikte yaşanır fakat izleri yetişkinliğe kadar sürmektedir. Çünkü bu dönemler benliği etki etmektedir. Klein ölüm dürtüsü ve haset üzerinde durmuştur. İnsanda haset, açgözlülük ve hasetle birlikte gelen kıskançlık duygusu bulunmaktadır. Kişi kendisinin sahip olmadığı iyi nesnesi olanı kıskanır ve ister. İyi nesneye sahip olma arzusu kısknaçlık ile birlikte hırs ve yok etmeyi de beraberinde getirir. Kıskançlık aynı zamanda iyi nesne ile birlikte de gelebilir. Kıskançlığın getirdiği bağlılık ve sevgi duyguları haset olmaktansa kıskanç olmanın tercih edilmesine neden olur. Ahlaki normlara göre bir kişinin haset olması kabul edilmez fakat kıskanç olması kabul edilebilir. Klein’ın diğer bahsettiği duygu aç gözlülük ise iyi nesnenin içe aktarılması ve nesne üzerinde hâkimiyet kurma arzusudur. Kişi daha çok iyi nesne aktarımı ister ve her aktardığı nesne üzerinde tam bir hâkimiyet kurmak ister. Klein aç gözlülüğü bu şekilde açıklamıştır. Klein’ın psikanalizine göre haset duygusu ortaya çıkarken danışan terapiste yakarmalarda bulunur ve bu yakarmalar, suçlamalar süreklidir, sonu gelmez. Danışan kendi benliği ve terapistin benliğine haset duygusunu durmadan aktarır. Terapisti ve kendini boğar, kirletir. Terapi sürecini ve terapisti değersizleştirir.

Melanie Klein ekolünde travma konusuna da yer vermiştir. Klein’a göre kişi travma yaşadığında eğer bebeklikte içe aktarılan iyi nesnesi kuvvetli ise kolayca atlatır fakat iyi nesnesi kuvvetli değilse oldukça sarsılır. Kişinin bebeklikte iyi nesne aktarımı bu yüzden önemlidir. İyi nesnesi ile kuvvetli bağ kuran kişi yaşadığı sarsıcı olayları kolaylıkla atlatabilir. Bebeklikte aktardığı iyi nesnesi ile kuvvetli bir bağı olmayan kişi yaşadığı sarsıcı olayları atlatamaz, zor atlatır. Kişilik zarar görebilir, psilkopatolojik durumlar ortaya çıkabilir. İyi nesne olmadığında kötü nesneler ortaya çıkar. Kötü nesneler ile birlikte kötü duygular da yerini alır. Haset duygusu belirir. Kişinin içsel yaşantısı, içsel durumu yıkıntıya girer. Travmaları atlatabilen, zararsız geçiren insanların iyi nesnesi kuvvetlidir ve kişinin benliğinde sağlam bir yapıya sahiptir (Seyhan, 2014).

Klein ekolüne göre terapinin başlarında yorum yapılabilir. Birçok ekol ve yaklaşım bunu doğru bulmasa da Klein analizinde kısa süre içerisinde yorum yapılabilir. Klein hastalarına oldukça sert yüzleştirmeler yapar. Yüzleştirme için de analizin başında olmasa da çok beklemeden yapılabileceğini söyler. Yüzleştirmenin sert ve çarpıcı olmasına dikkat eder. Klein, hasta terapi için ne kadar kararlıysa analizin o kadar sonuca ulaşabileceğine inanır. Klein deneyimlerinden yola çıkarak analizini yaparken kişide depresif kaygı ve acı açığa çıktığını görmüştür. Bu acıdan ve kaygıdan kaçınma isteği ile gerçeği bulmaktan ve analizi başarı ile sonuçlandırmaktan kaçınmaktadır. Hastanın terapiste güvenebilmesi, kendini açabilmesi için bu kaçınmadan sıyrılmalıdır ya da kaçınma hiç olmamalıdır. Kaçınmanın olmaması, kaçınmadan sıyrılabilmek ise gerçekliğe ulaşmak isteme kararlılığı ile meydana gelmektedir. Klein hastanın bu kararlılığına çok önem vermektedir (Avcı,2012). Kişide paranoid kaygı ve şizoid düzenekler mevcutsa böyle bir durum olması muhtemeldir. Bu kişilere terapistten gelen yorumlar ve kişiye yapılan sert yüzleştirmeler terapist ile arasında olumlu bir aktarım olmasını engeller. Analiz buna rağmen kararlılıkla devam ettirilebilirse haset gibi duygular azaltılabilecek ve yerine sevgi, daha yapıcı duygular konulabilecektir. Klein analizi sonucunda kişi kötü duygulardan arınırken kendi güçsüz yanlarını da keşfedip kabullenecektir. Sevgi ve güven duygularına içinde yer verecek, onlara bağlanacak ve iç-dış gerçekliğini daha net görecektir. Kişinin kendi ile ilgili ve dış dünya ile ilgili farkındalığı artacaktır. İyi nesne ve kötü nesne ilişkileri de düzelecektir.

Analizde hasta bebeklik yaşantılarına kadar götürülmektedir. Bebeklikte yaşadığı iyi ve kötü tüm duygular tekrar hissedilir. Kötü duyguları yaşadığındaki tavrı ile şu an aynı duygulara daha doğru yaklaşımlar geliştirilir. Kişinin sarsıcı ya da kötü eski yaşantıları ile baş etmeye çalışmasında ona yol gösterilir. Kişi artık eski kötü hissettiren yaşantılarına karşı yeni deneyimiyle birlikte daha doğru ve daha farklı yaklaşmaktadır. Bebeklikte hissettiği kötü duyguların ve geçirdiği yaşantıların bıraktığı izlerin farkına varılır, izlerin etkisi azaltılır. Bu durum bebeklikte aşırı kötü yaşantıya maruz kalmış kişilerde silinmesi, yaşantıya, duyguya ait tavır değiştirilmesi pek mümkün olmayacaktır. Hastaya hoşgörü kazandırmak kişinin geçmişe dönüp baktığında tüm olumsuzlukların arasında ona iyi gelecek ve iyi hissedebildiği anılar hatırlaması mümkündür. Hoşgörünün artması, hastanın geçmişe ve hayata küskünlüğünün, hırçınlığının azalması da demektir. Yapılan analiz ile birlikte hasta bebeklikteki nesne ilişkilerine döner, olumlu ve olumsuz aktarımları hatırlar ve terapist analiz eder. Analiz kişinin benliğini güçlendirerek başarıya ulaşır.

Melanie Klein’in psikanalizine bakıldığından en önemli dönem bebeklik dönemidir. Bebeklik döneminde kazanılan nesneler, kazanılan nesneler ile birlikte iç nesnelerin çatışması, bu çatışma sonucunda ortaya çıkan duygular ekolün en önemli parçalarıdır. Anne -  çocuk ilişkisi Klein’a göre kişinin hayatında daha önemli bir yer tutmaktadır. Oidipal karmaşanın benlik üzerindeki etkisi göz ardı edilemese bile bebeğin ilk nesnesi annedir. Annenin bebeğe karşı tavrı benliği temelidir. Benliğin temelinin kuvvetli olmaması kişinin ileriki ve bulunduğu andaki yaşantısı için oldukça kötü etkiler yaratmaktadır. Melanie Klein’ı psikanalize Freud düşünceleri getirmiş olsa da onu bütünüyle kabul etmemesi Freud’u savunan ve Freud’u savunmayan her iki kitleye de hitap etmesini sağlamıştır. İngiliz psikanaliz dünyası en çok ses getirdiği yerdir. Ekolde bahsedilen Oidipal karmaşanın benlik oluşumunda süper egoya kadar uzanması, Freud psiko-seksüel gelişim dönemleri ile kıyaslandığında oral dönemi süpergo ile bir tutması eleştirilmiştir.

Melanie Klein çocuk psikanalizine uygun bir teknik de geliştirmiştir. Melanie Klein’ın geliştirdiği oyun tekniğine göre çocuk istediği, kendi özgür iradesi ile seçtiği oyuncaklarla oynar ve kaygılarını bu şekilde dışarı yansıtır. Terapist çocuğu bazen yönlendirebilse de genellikle çocuğun serbest bırakılması tercih edilir. Çocuk bazı duygu ve düşüncelerini sözlerle açıklayamayacağı ya da konuşarak açıklaması daha zor olduğu için oyun oynayarak yaşantılarını anlatması daha olasıdır. Çocuk içindeki saldırgan duyguları, dürtüleri oyuncaklarla dışarı aktarabilir. Kendini oyuncaklarla ifade eden çocuğun oyununa terapistin çok katılmaması gerekir. Terapist gözlemci konumundadır, aynı zamanda yansıtmalarla, yorumlarla çocuğa analiz yapabilir. Günümüz oyun terapisinin temellerini atan Klein bakıldığında çocuk psikolojisine dair çok araştırma yapmış ve bu alana katkıda bulunmuştur.

Melanie Klein, yaşamının son yıllarını da oldukça verimli geçirmiştir. Çocukluk ve yetişkinlik arasındaki bağları nesnelerle kurarak insanlara ve önemli bilim insanlarına son ana kadar düşüncelerini aktarmıştır. Ekolü hakkında birçok eser ortaya koymuştur. Eserleri halen okunmakta ve ekolü geçerliliğini korumaktadır. Ölüm dürtüsü kavramına değinmesi ekolünün ilgi çekiciliği ve farklılığını ortaya koymuştur. Analizinde kullandığı metodlar ve ulaştığı başarılar da oldukça önemlidir. Çouklar için geliştirdiği analitik oyun kavramı gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Melanıe Klein’a kadar çocukluk döneminin önemi her ekolde vurgulansa da analiz ve terapi sadece yetişkinlere yönelikti. Çocuklara ulaşmak, derinlerine inmek ve analiz yapmak oldukça zordu fakat Melanie Klein geliştirdiği analitik oyun ile çocuklarının iç dünyalarının kolayca yansıtabileceği ve terapistin analizini kolayca yapabileceği bir yöntem buldu. Bu açıdan Melanie Klein ekolü teorik kısımda bırakmaktan çok onu uygulayacak yöntemi de sunmuş oldu. Oyun terapisi yakın zaman da bile her ekolde kullanılabilmektir. Çocukluk ve bebeklik yaşantılarının önemli olduğu yaklaşımlar oyun terapisi tekniğine başvurmaktadırlar.

Melanıe Klein 70’li yaşlarında hayata veda etmiştir. Ölümüne kadar yaptığı her çalışma ile bilim dünyasına katkıda bulunmuştur. O öldükten sonra bile ekolü gelişmeye ve yardım etmeye devam etmiştir.

Kaynakça;

  1. Güngen, C. (2017). Melanie klein ve nesne ilişkileri ekolü. http://www.cangungen.com/2015/12/03/melanie-klein-ve-nesne-iliskileri-ekolu/, 20.03.2018
  2. Seyhan, B . (2014). Üniversite Öğrencilerinde Tanrı Tasavvuru ve Psikolojik İyi Olma Hali Arasındaki İlişkiler. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 18 (1), 65-97. DOI: 10.18505/cuifd.254637
  3. Avcı, A.(2012). Kuramsal bir yaklaşım ethem baran’ın yarım romanı. International Journal of Social Science.

Ayşe İrem DOĞRUL


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.