Jung’un Öğretileri: Analitik Psikoloji Nedir

jung kolektif bilinçaltı, kolektif bilinçdışı örnekleri, arketip nedir, jung kuramı, carl gustav jung, analitik psikoloji nedir, jung psikolojisi

Jung’un Öğretileri: Analitik Psikoloji Nedir
22 Ocak 2017 Pazar 17:31

Freud psikanaliz teorisini ilk ortaya attığı dönem şüphesiz büyük yankı uyandırmış ve daha sonra kendi kuramlarını geliştiren önemli öğrencileri olmuştur. Bu haliyle Freud farklı dallara açılan köklü bir ağaca benzetilir; ve bu dalların en önemlilerinden biri Analitik Psikoloji'nin kurucusu Carl Gustav Jung’dur.

Kısa Bir Bakış: Jung’un Freud’dan Ayrılışı

Tanışmaları, psikiyatrist olan ve kelime çağrışımı ile ilgili testler üzerine çalışan Jung’un Rüyaların Yorumu’nu okuması ve Freud ile paralel görüşleri olduğunu fark etmesiyle onunla iletişime geçmesi sonucu olan ikili, kısa zamanda anlaşmış ve birlikte çalışmaya başlamıştır. Özellikle psikanalitik hareketin dar bir Yahudi eylemi görünüşünden çıkması konusunda Jung Freud’a büyük katkı sağlamış (Freud ve çevresi Yahudidir ve ilk aşamada kuramı bu yönüyle dikkat çekmemiştir), daha sonra ikili arasındaki ilişki öylesine ilerlemiş ki Freud Jung’u varisi olarak görmüştür (Sambur, 2005).

Freud sevgili “veliaht prensi”nin, kendisinin fikirlerini dogma bir şekilde kabul etmesini ve her konuda onu desteklemesini istemiş, ancak kendini gerçekleştirmek ve birey olarak var olmak isteyen Jung’un bu otoriter tavra boyun eğmesi mümkün olmadığından; Freud ile “cinsellik, libido ve bilinçaltı” konularındaki görüş ayrılıklarını yazdığı kitapta dile getirmiştir. Bunun üzerine Freud-Jung ilişkisi tamamen bitmiş; Freud en güvendiği öğrencisinin kendi öğretilerilerinden ayrılmasıyla hüsrana uğrarken, Jung ‘psikanaliz’ terimini lügatinden çıkarmış ve kendi yaklaşımını “analitik psikoloji” olarak isimlendirmiştir (Sambur, 2005).

Jung’un Libido Kavramı

Latince kökenli bir kelime olan libido, aslen “istek, arzu, irade” gibi anlamlara gelir. Freud ve Jung arasındaki temel görüş ayrılığının yaşanması da bu kavramın niteliği ile ilgilidir.

Freud libidonun anlamını sınırlandırarak “cinsel arzu ve istekler” olarak tanımladıysa da, Jung Freud’un aksine bu kavramı genel bir yaşam enerjisi olarak kullanmış ve böylelikle libidoya kelime kökeniyle uyumlu bir anlam yüklemiştir. Bir başka deyişle Freud’un öğretisi “cinsel libido” odaklı, Jung’un öğretisi “enerjik libido” odaklıdır  (Sambur, 2005).

Bireysel Bilinçaltı

Bireysel bilinçaltı, ilk olarak bilinç düzeyinde olup daha sonraları değişik birtakım nedenlerle bastırılan ya da az önem verilmesi sonucu unutulan tecrübelerin depolandığı yerdir. Buradaki bilgiler gerektiğinde tekrar bilinç düzeyine çıkarılıp kullanılır (Sambur, 2005).

Örneğin çocukluğumuza dair anılar, okuduğumuz kitaplar gibi tamamen kişisel tecrübeler bireysel bilinçaltında yer alır. Ayrıca bireysel bilinçaltının, Freud’un kuramındaki bilinçdışı bölge ile paralel nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Kolektif Bilinçaltı

Jung’a göre kişisel blinçaltının ötesinde, tıpkı fiziksel özellikler gibi kalıtım yoluyla aldığımız bir “kolektif (ortak) bilinçaltı” vardır ki, Jung bilinç konusunda Freud’dan bu katkısı yönüyle ayrılır. Ortak bilinçaltı, diğer bilinçaltı süreçler gibi bilince çıkarılması zor olan düşünce, tecrübe ve imgelerden oluşur. Fakat ortak bilinçaltındaki fark, buradaki tecrübeler için bilinç düzeyinde bir bastırmanın söz konusu olmayışıdır. Tüm insanlar bu ortak bilinçaltı malzemeyle dünyaya gelir ve ortak malzeme adı üzere temelde herkes için aynı özellikleri gösterir (Burger, 2006).

Kolektif bilinçaltı ürünler için çocukluk dönemlerine özgü korkular (ayrılma korkusu, karanlık korkusu vs.), bir bebeğin doğar doğmaz annesiyle bağ kurması, evreni kontrol eden doğaüstü bir güç/Tanrı olduğunu kabullenme gibi evrensel deneyimlerden oluşur. Jung’a göre bu alan bireysel bilinçaltının tamamen zıttı, onun ötesinde ve daha derin gerçeklikli bir doğaya sahiptir.

Kolektif bilinçaltı imgeleri “ilksel imajlar”dan oluşur ve Jung bu imgeleri “arketipler” terimiyle ifade eder. Bu kolektif bilinçteki imgeler yeni doğan bir bebeğin annesine, insanın karanlığa, Tanrı’ya belli bir biçimde tepki göstermesini sağlar (Burger, 2006).

Arketipler, geçmiş yaşantıların birer çıktısı olan bellek imajları gibi canlı görüntülerden oluşmaz ve sınırsız -yeryüzünde vuku bulmuş olay, olgu, bulgu ve nesneler kadar çoklukta- sayıdadırlar (Gürses, 2007). Ancak Jung’un en çok söz ettiği arketipler; persona, anima, animus, kendilik, gölge, yaşlı ve bilge adam, güneş, ay, anne, baba, kahraman, Tanrı ve ölüm arketipleridir. Günlük hayatta birebir tecrübe edinilen bilinçaltı imgeler olmayıp masallarda, mitlerde ve efsanelerde karşımıza çıktığı görülür.

Başlıca Arketipler

“Arketipler insanlığın gizli hazinesidir. İnsanlık Tanrılarını ve şeytanlarını, öngörülerini ve güçlü düşüncelerini hep bu hazineden çıkarıp almaktadır. Arketipler hazinesi olmadan insan insan değildir.”

Carl Gustav Jung

Persona:

Antik Yunan’da tiyatro oyuncularının değişik rollerdeki oyunlarını sergilemek için taktıkları maskenin adı olan persona, Analitik Psikoloji öğretisinde bireyin; toplumun ve geleneklerin beklentilerine yanıt olarak taktığı mecazi maskedir. Bir başka deyişle toplumsal “rol” kavramının karşılığıdır ve kişinin gerçek kişiliği ile toplumun değer yargılarına uygun bir kişiliğin ortak paydada buluşması ile oluşan yapay bir kişiliği ifade eder.

Gölge:

Toplumla ilişkilerimizi düzenleyen personanın aksine, bireyin kendisiyle olan ilişkilerini düzenleyen gölge; kişinin hoşlanmadığı, bireysel bilinçaltında bastırdığı karanlık yönünü temsil eder. “Her şey zıddıyla kaimdir.” diyalektiğine istinaden kötü olmadan iyiden de bahsedilemeyeceğini söyleyen Jung, uyumlu kişilerin bu yanlarıyla yüzleşerek iyi ve kötüyü kendi içlerinde bütünleştirdiklerini; uyum sağlayamayanlarınsa Freud’un savunma mekanizmalarından birinde olduğu gibi yansıtma ile bu karanlık yönlerini başkalarında gördüklerini savunur.

Anima ve Animus:

Anima, erkeğin feminen yönü; animus ise kadının maskülen yönüdür. Bireyin karşı cinsle olan ilişkilerini düzenleyen bu arketipler bilinç düzeyinde rahatça tecrübe edildiğinde kişi karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurar. Aslen aşık olmak ve ‘aradığı’ eşi bulmak tamamen bireyin içindeki anima ya da animusu keşfetmesi ve ortaya koyması ile ilgilidir. Bu arketip bastırılırsa kendilik dengesi bozulur ve tek boyutlu sığ bir kişilik ortaya çıkar.

Jung’un Psikolojik Tipleri

Ömrünün bir kısmını dünyayı gezerek psikolojik gözlem ve keşiflerde bulunmakla geçiren Jung, gördüğü ve gözlemlediği insanlardan yola çıkarak -bireysel farklılıkların her zaman olacağının altını çizmeyi ihmal etmeden- kişiliğin farklı boyutlarını anlamlandırmak için en nihayetinde bir sınıflandırma yapma kararı almıştır. İlk aşamada 2 teme tip bulgulamış; bunları ‘içedönüklük’ ve ‘dışadönüklük’ olarak nitelendirmiştir. Daha sonra dünyada bundan daha fazla ve farklı kişilik tipleri olduğunu fark etmiş ve dünyayı algılama biçimine göre 4 temel işlev belirlemiştir (Burger, 2006).

Bunlar; düşünme, duygu, duyu ve sezgi işlevleri olup Jung,

- düşünme işlevi baskın bireylerin mantıksal ve nesnel çözümlemelere eğilimli olduklarını,

- duygu işlevi baskın bireylerin bilgiyi değer yargılarına ve öznel izlenimlerine göre yorumladıklarını,

- duyu işlevi baskın bireylerin gözlem ve deneyimlere odaklı olduklarını,

- sezgi işlevi baskın bireylerin sağduyulu ve hayal dünyası geniş, soyut eğilimli bireyler olduklarını bulmuştur. Bu işlevleri içedönüklük ve dışadönüklük tutumlarıyla birleştirerek iki çarpı dörtlük bir tablo oluşturmuş ve temelde 8 farklı kişilik tipi ortaya koymuştur.

Kaynakça:

Sambur, B. (2005). Bireyselleşme yolu: jung’un psikoloji teorisi. Ankara: Elis.

Burger, J. M. (2006). Kişilik. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Gürses, İ. (2007). Jung’cu arketip teorisi bağlamında tasavvufî öykülerin değerlendirilmesi: sîmurg örneği. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 16(1), 77-96.

Beyza KARAKAN

Hasan Kalyoncu Üniversitesi - Psikoloji Bölümü/2.sınıf


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
karl gustav yung - 6 ay önce
harika