Dürtü ve Güdüler

En genel tanımıyla dürtü, insanın yaşamını devam ettirmesi için giderilmesi gereken doğuştan gelen ilkel fizyolojik ihtiyaçların psikolojik boyutudur. Güdü veya motiv ise insanın davranışta bulunmasının nedenleri altında yatan ihtiyaç, dürtü, arzu, istek ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır.

Dürtü ve Güdüler
19 Mart 2018 Pazartesi 13:00

Dürtü ve Güdüler

İnsan doğasını anlamak üzerine yüzyıllardır süregelen araştırmalar yapılmaktadır. Davranışların, duyguların ve düşüncelerin temelleri sürekli farklı bakış açılarıyla incelenmiş ve hala daha incelenmeye devam etmektedir. İnsanı anlamak çok yönlü ve uğraş gerektiren bir iştir. Davranışların altında yatan nedenler ucu bucağı görünmeyen bir deniz timsali gibidir. Freud, insanı bu denizde yüzen bir buzdağına benzetmişti ve bizim görebildiğimiz davranışları sadece buzdağının su üzerinde görülebilen kısmıydı. Buzdağının su altında kalan kısmı ise bir hayli karmaşık süreçleri ve yapıları içerir. İnsanı harekete geçiren yapılar iç içe geçen ve çoğu durumda fark edilemeyen bir takım içsel mekanizmalardır. İnsan bu içsel mekanizmaların uyarısıyla bir şeyler yapmak için harekete geçmektedir. En basit nedeniyle insanı harekete geçiren kendisinin ihtiyaçlarıdır. İnsan karnı acıktığında, susadığında veya herhangi bir durumdan rahatsız olduğunda hareket etme ve davranış gerçekleştirme ihtiyacında olur. Davranışın sonucu ise insanda bir boşalım, rahatlık duygusu yaratır. Davranış her ne kadar toplum tarafından iyi ya da kötü olarak değerlendirilse de aslında insan bunu “iyi” veya “kötü” bir davranış gerçekleştirmek için değil kendi bireysel ihtiyacını gidermek için yapmaktadır. Bu sebepledir ki Freud insan doğasını “kötü” olarak nitelendirmiştir. Çünkü insan için öncelik olan kendi ihtiyaçlarının giderilmesidir. İnsan bu yüzden doğası gereği bencildir, der Freud. Açlık ve cinsellik gibi biyolojik ihtiyaçlar insan için hep öncelikli olarak giderilmesi gereken unsurlardır ve insan yaşamı boyunca bu ihtiyaçları karşıladığı sürece doyuma ulaşabilmektedir. Psikanaliz her ne kadar çok kapsamlı ve tutarlı bir kuram olsa da insan doğasını gerektiği kadar açıklayamamaktadır. İnsan doğası gereği toplumsal bir varlık olma eğilimindedir ve biyolojik ihtiyaçlarının yanı sıra sevgi, saygı, değer görme gibi toplumsal temelli ihtiyaçları da vardır. Tüm bu biyolojik ve toplumsal ihtiyaçların altında yatan temel etkenler ise literatürde dürtü ve güdüler kavramlarıyla açıklanmaktadır.

İhtiyaçlar (Gereksinimler)

İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi için bir takım eksikliklerini gidermesi gerekir. Bu eksiklikler giderilmediğinde ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar yaratır. İnsanın gidermesi gereken bu eksiklikler psikoloji alanında ihtiyaç olarak adlandırılır. Giderilmesi gereken temel ihtiyaçların yanı sıra insanı yaşam içinde daha iyi hissetmesini sağlayan ihtiyaçlarda vardır. Bu ihtiyaçlar insanın daha iyi bir yaşam konforuna sahip olmasını sağlar. Genel olarak ihtiyaç kavramı, insanın gelişimini devam ettirebilmesi ve sosyal uyumunu sağlayabilmesi için giderilmesi gereken eksikliklerdir. İnsan davranışları ile ihtiyaçları arasında bir ilişkinin varlığı psikoloji literatüründe genel bir olgudur. İnsanları davranışa geçiren etmenlerin temelinde ihtiyacın giderilmesine yönelik tutum vardır. İhtiyaçların yeterince giderilmesi insanın kişiliğinde olumlu etkiler yapar. İnsanın kişiliğini, davranışlarını, tutumlarını, düşüncelerini ve duygularını anlayabilmek için onların ihtiyaçlarını bilmek gereklidir (Nalçacı ve Ercoşkun, 2005).

İhtiyaçlar insanın psikolojik ve fizyolojik gereksinimlerine dayalı bir gerilim yaratan ve bu gerilimi doyuma ulaştırması için onu harekete geçiren motive edici uyarıcıdır. Karşılanan ihtiyaçlar sistematik bir düzen içerisinde tekrar ortaya çıkar ve süreklilik gösterir. Bunun anlamı; insan ihtiyaçları bir döngüsel süreç gerektirmektedir. Bu süreç içerisinde insan yemek yemeye, eğlenmeye, arkadaş edinmeye, para kazanmaya ve başarı elde etmeye devam etmektedir. Temel olarak ihtiyaçlar iki ayrı grupta incelenebilir; fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar. Fizyolojik ihtiyaçlar eksikliklerinde insanı güçten düşüren, hareketini kısıtlayan ve hatta çok uzun süreli yoksunluklarında ölüme kadar götüren ihtiyaçlardır. Yeme, içme, cinsellik, hava, uyku, barınma gibi ihtiyaçlar insanın fizyolojik ihtiyaçlarını oluşturur ve yaşamın devamlılığı için gerekli olduğundan birincil ihtiyaçlar olarak sınıflandırılır. Psikolojik ihtiyaçlar ise insanı daha iyi hissettiren, yaşam konforunu arttıran ve hayatını anlamlı hale getiren ihtiyaçlardır. Toplumda kabul görme, akademik başarı, sevgi, kendini gerçekleştirme, ilgi görme ve beğenilme gibi ihtiyaçlar psikolojik ihtiyaçları oluşturur. Psikolojik ihtiyaçların eksikliğinde insan yaşamına bir şekilde de olsa devam edebilmektedir fakat istediği ve arzuladığı eksikliklerin giderilmemesi ruhsal durumunda bir memnuniyetsizlik yaratır. Bu tür psikolojik ihtiyaçlar da sosyal temelli oldukları için ikincil ihtiyaçlar olarak sınıflandırılır. Genel olarak ifade etmek gerekilirse ihtiyaç kavramı; insanın hayatına devam edebilmesini ve daha iyi yaşam standartlarına ulaşabilmesi için eksikliklerinden kaynaklı gerilimlerin giderilmesi gereken biyo-psikolojik gereksinimlerdir.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı

Amerikalı psikolog Abraham Maslow, insanın ihtiyaçları kapsamında bahsedilen birincil ve ikincil ihtiyaçları yetersiz bularak kendi kuramını geliştirmiştir. Maslow, insanın ihtiyaçlarını belli bir önem sırasına göre sıralamış ve bir hiyerarşi piramidi oluşturmuştur. Hiyerarşi piramidi 5 basamaktan oluşmakta olup fizyolojik ihtiyaçlardan kendini gerçekleştirme potansiyeline kadar uzanmaktadır. Maslow’un piramidi bir hiyerarşi içerse bile bir basamaktan diğerine geçmek için alt basamaktaki tüm ihtiyaçların doyuma ulaşmasına gerek yoktur; belli bir miktarda doyum insanı öbür basamağa hazır hale getirir. Basamaklı bir hiyerarşi şeklinde uzanması ise en üst basamaktaki ihtiyacı en önemli ihtiyaç yapmaz. Bireysel farklılıklara göre önem sırasında değişiklikler olabilir. Bazı kişiler için sevgi ihtiyacı başarı ihtiyacından önce gelebilir ya da başka bir kişi için tam tersi mümkün olabilir. Maslow’un kuramı dünya çapında çok fazla kabul görse de bu hiyerarşiyi etkileyen bir önemli unsur da kültürel farklılıklardır. İnsanlar içinde büyüdüğü aile ortamı ve kültürün değerleri, hangi düzeydeki ihtiyaçların daha belirgin ve baskın rol oynayacağını saptar. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini oluşturan kavramlar şu sıradadır;

1) Fizyolojik İhtiyaçlar: Hiyerarşideki en alt sırada yer alır. Açlık, susuzluk ve hava gibi insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan ihtiyaçlar bu kategoridedir.

2) Güvenlik İhtiyacı: İnsanın kendisini dış uyarıcılardan kaynaklı tehlikelerden korumasıdır. Barınma, kurallar ve yasalara sığınma ihtiyacı insan yaşamını büyük ölçüde garantiye almaktadır. Birey bu faktörlerin sağlanmasıyla kendisini güvende hisseder.

3) Ait Olma ve Sevgi İhtiyacı: İnsan doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle tek başına yaşamını sürdürmesi bir hayli zordur. Diğer insanlarla ilişki kurmak ve onlarla birlikte olmak kişide aidiyet duygusu oluşturur. İnsan aile kurarak sevgi ve sevme ihtiyacını giderirken bir yandan da yalnız kalma korkusunun üstesinden gelmektedir.

4) Saygı, Değer ve Başarı İhtiyacı: Maslow’a göre diğer insanlardan saygı beklemeden önce kişi ilk olarak kendi benliğine karşı saygılı olmalıdır. Kendisine saygı duyan bir birey diğer taraf tarafından da saygı ile karşılanır. Hayatında üretim gereksiniminden doğan başarılı olma isteği insanın statüsü ile alakalı bir durumdur. Başarılı işler başarmış kişiler çevresi tarafından değerli görülmektedir ve tabii ki aynı ölçüde birey de kendini değerli bulmaktadır.

5) Kendini Gerçekleştirme: Kendini gerçekleştirme olarak adlandırılan hiyerarşinin en üst basamağına her insan yaşamı boyunca ulaşamayabilir. Bu basamak için en önemli olgu kişinin kendi potansiyelini keşfetmesi ve bunu hayatında olumlu bir biçimde kullanabilmesidir. Bu tür insanlar; kendilerini oldukları gibi kabul ederler, hayatın tadını alarak yaşarlar, yaratıcıdırlar, yaşama gülümseyerek bakarlar, kendilerini özgür hissederler ve yaşamın karmaşıklığına saygı duyarlar.

Dürtüler

İnsan doğası çok yönlü bir etkileşim içerisindedir. Bu kavramın içine insanın çevresi, sahip olduğu kültür, düşünce sistemleri, siyasi görüşü, ailesi, boyu ve kilosu gibi çeşitli faktörler girmektedir. İnsan hayatını sosyal, bilişsel, sağlık ve psikolojik iyilik faktörleri üzerine kurmakta ve bu iyilik halini devam ettirmektedir. İnsanın her davranışının altında bir amaç ve neden yatmaktadır. Patolojik boyutlar hariç her insan kendi fizyolojik iyiliği doğrultusunda hedef yönelimli davranışlarda bulunmaktadır. İnsanın iyilik halinde olabilmesi için ise bir fizyolojik tatmin ve doyum gerekmektedir. İnsan biyolojisi zaman içerisinde kendisini yenileyen ve geliştiren bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için de ihtiyaç duyulan gereksinimlerin karşılanması gerekmektedir. Karşılanmayan gereksinimler insanın fizyolojik olarak işlevselliğini bozmakta ve biyolojik donanımına hasar vermektedir. Bahsedilen fizyolojik ihtiyaçlar belli oranlarda doyuma ulaşması gereken dürtülerdir. Dürtülerin temeli insanın fizyolojik var oluş ihtiyaçlarıdır. Susuzluk, açlık, uyku, cinsellik ve acı veren uyarıcılardan kaçınma gibi insanın en temel ihtiyaçları birer dürtü örneğidir. En genel tanımıyla dürtü, insanın yaşamını devam ettirmesi için giderilmesi gereken doğuştan gelen ilkel fizyolojik ihtiyaçların psikolojik boyutudur (Kaya, 2015). Bu ihtiyaçlar belli bir noktaya ulaştığında giderilme amacıyla insanı uyarır. Giderilemeyen dürtüler çatışma ve gerilim yaratır. Gerilimin oluşması ise içsel dengeyi bozar. İnsanın içsel dengesi homeostasiz olarak adlandırılmaktadır. Homeostasiz kelimesi iç ve dış çevreden gelen uyarıcılara karşı insanın belli bir oranda denge halinde kalmasıdır. Zaman zaman giderilmeyen dürtüler dengeyi bozmakta ve bunların doyuma ulaşması için insanı uyarmaktadır. Aç kaldığımız zaman karnımızın guruldaması, gereğinden fazla uykusuz kaldığımızda bayılmamız, cinsel uyarıcılara karşı ereksiyon yaşamamız gibi uyarılar homeostasiz etkisidir ve dürtülerin giderilmesi için çeşitli uyarıcılardır. İnsanın tokluk durumu bir iç dengedir. Acıkmaya başladığımızda bu denge yani homeostasiz bozulur. Bu denge bozulması insanda açlık durumunun giderilmesi ihtiyacı doğurur. İhtiyaç beraberinde gerilimi de getirir. Bu gerilim insanı çeşitli etkilerle uyarır, işte bu uyarım dürtüdür.  Bu dengeyi korumak ve tekrar eski haline getirmek ise dengelenim olarak adlandırılır.

Güdü (Motiv)

Psikoloji biliminin temel amacı insan davranışını anlayabilmek ve açıklayabilmektir. Fizik bilimcilere göre her şeyin bir nedeni ve buna bağlı bir sonucu vardır. Her olayı bir nedene bağlayan yaklaşım ise determinizm (gerekircilik) olarak ifade edilir. Psikolojik determinizm; gerçekleşen hiçbir davranışın rastgele olamayacağını, her davranışın altında yatan bilinçli ya da bilinçdışı bir neden yatmakta olduğunu ileri sürer. Susuzluğumuzu gidermek için buzdolabına yönelmemiz, yalnız kalmamak için arkadaş edinmemiz, tehlikelere karşı kendimizi savunmak için bir takım davranışlarda bulunmamızın altında da hep bir neden söz konusudur. İhtiyaç olarak adlandırılan bu nedenler en genel ifadeyle güdü olarak ifade edilir. Güdüler, bir amaca yönelik insanı eyleme geçmesi için uyaran ve harekete yön veren güç olarak ifade edilir (Ercoşkun ve Nalçacı, 2005). Güdü veya motiv, insanın davranışta bulunmasının nedenleri altında yatan ihtiyaç, dürtü, arzu, istek ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır. Güdüler insanı; uyarır ve harekete geçirir, davranışı belli bir hedefe doğru yöneltir. Buna bağlı olarak bütün davranış örüntülerinin altında bir güdü veya güdüler zinciri yatmaktadır. Dürtü kavramı insanın sadece fizyolojik ihtiyaçlarını açıklarken, güdüler hem fizyolojik ihtiyaçlar(dürtüler) hem de sosyal ihtiyaçları içine alan kapsamlı bir kavramdır. Fizyolojik ihtiyaçlardan kaynaklı davranışlar birincil güdüler olarak ifade edilirken, sosyal ihtiyaçları gidermeye yönelik davranışlar ise ikincil güdüler olarak adlandırılır. Birincil güdüler insanın yaşamına devam edebilmesi için yapması zorunlu olan, doğuştan getirilen ve öğrenilmemiş davranışlardır. İnsanın susuzluğunu veya açlığını gidermesi birincil güdülerdir. İnsanın yalnızlık duygusundan kurtulması, başarı ihtiyacını gidermesi, sosyal kabul alması ve saygınlık kazanmasına yönelik davranışları ikincil güdülerdir. Çoğunlukla ihtiyaç, dürtü ve güdü kavramları birbirlerinin yerine kullanılmaktadır lakin birbirlerinden farklı anlamları vardır. İhtiyaç yaşamak için giderilmesi gerekendir. İhtiyacın giderilmeye yönelik yarattığı psikolojik gerilim ise dürtüdür. Bu gerilimi dindirmeye yönelik davranışta bulunmak ise güdülenmedir. En basit ifade ile insanın davranışının oluşumunu bir şema ile göstermek gerekirse: İhtiyaç> Gerilim> Dürtü> Güdü> Davranış> Hedef. Açlık bir dürtüdür, açlığı gidermeye yönelik davranışta bulanmak ise güdüdür. Dürtü bir ihtiyacının olduğunu fark etmek; güdü ise bu ihtiyacı gidermeye yönelik davranış sergilemektir. Güdüler fizyolojik ve sosyal olarak gruplanmanın yanı sıra içsel ve dışsal güdüler olarak da sınıflandırılabilmektedir. İçsel güdüler; inanış ya da beklentilerimizi yerine getirdiği için içsel bir ödül almamızı ve daha iyi hissetmemizi sağlar. Örneğin; bazı insanlar sözle ifade edemediği duyguları resim yaparak ifade etmekten oldukça büyük bir keyif alır. Birey bunu dışardan herhangi bir ödül almaksızın kendi zevk ve doyumuna yönelik gerçekleştirdiği için bu içsel güdüye güzel bir örnektir. Öte yandan iyi bir not ortalaması ile üniversiteden mezun olmak için derslerimize daha çok çalışmamız dışsal güdüdür. Sonucunda dış kaynaklı bir ödül beklentimiz vardır. Her iki örnekte de güdüler davranış için insana yön ve enerji vermektedir. Bu enerjiyi davranışa dönüştürmek amacıyla çaba sarf etmek ise güdülenme (motivasyon)’dir. İşyerinde daha yüksek bir mevkiye terfi etmek için işe daha yüksek çaba sarf etmek güdülenmeye güzel bir örnektir. Güdülendiğimiz uyarıcılara karşı kendimizi daha enerjik hissederiz. Hedefimize ulaşabilmek maksadıyla kendimize enerji yükleriz ve motivasyonumuzu sağlarız. Bunun yanı sıra hedefimize tam odak ve dikkat yöneltiriz, enerjimizi belli bir hedefe yönlendiririz. Ulaşmak istediğimiz uyarıcılara karşı güdülendiğimizde, o uyarıcıya karşı daha fazla duygusal isteklilik duyarız.

İçgüdü Kavramı

İçgüdüler, doğuştan getirilen ve bir türe özgü tipik davranış örüntülerine denir. Bir türün içgüdüsel davranışı o türün karakteristik özelliğinin yansımasıdır. Memelilerin yavrularını büyütme davranışı, bazı türlerin kış uykusuna yatması, bazı kuş türlerinin göç etmesi içgüdüsel bir davranıştır. Canlıların çevreye uyum sağlama aşamasında içgüdülerin önemi çok büyüktür. İçgüdüsel davranışlar canlıların gen şemalarına işlenmiş olup kuşaktan kuşağa her türün canlı üyesinde görülen özelliklerdir. İçgüdülerin doğasını anlamak dürtü ve güdülere göre oldukça zordur çünkü içgüdüler karmaşık davranış örüntüleridir. Sonradan öğrenilmemiş olup canlının doğduğu an itibari ile görülmeye başlar. Bu davranışlar değiştirilemez bir düzen içerisindedir ve birbirinin aynısıdır. İçgüdü deneysel olarak herhangi bir yöntemle kanıtlanıp nedenleri ortaya koyulan bir kavram değildir. Bizler içgüdüleri canlı doğasını doğrudan gözlemleyerek onların davranışlarında görüyoruz. İnsan davranışlarında da içgüdüler önemli bir yere sahiptir. Hayvan içgüdüleri insan içgüdülerinden daha basit bir yapı içerisinde olduğu için içgüdüleri hayvanlara atfetmek daha kolaydır. Bir hayvan türü aç kaldığında avına istemsiz olarak saldırmaktadır fakat insan açlığını belli koşulları sağlayana kadar dizginleyebilir. Bu durum evrimsel süreç ve frontal lobun gelişimi ile bağlantılıdır. Her ne kadar insan içgüdülerini anlamak ve anlamlandırmak zor olsa da yaşam ve ölüm içgüdüsüne bağlı olarak insanların bir takım davranışlar gerçekleştirdiği aşikârdır. Psikanaliz kuramın kurucusu Sigmund Freud’a göre insan bilincinde olmayan güdüler ile davranışta bulunmaktadır. Freud, tüm insan davranışlarının nedenini iki içgüdü ile açıklamıştır: yaşam ve ölüm içgüdüsü. Yaşam içgüdüsü (eros) açlık, susuzluk ve cinsellik gibi insanın yaşamını destekleyici güdüleri içerir. Yaşam içgüdüsüne enerji veren ruhsal dinamizm ise libidodur. Ölüm içgüdüsü (thanatos), insanın hayatta kalabilmek için tehlikeli uyarıcılara karşı kendini koruması, zarar verici durumlardan kaçınması, savunma ve saldırganlık özellikleri gösteren davranışlarıdır.

Kaynakça

  1. Ercoşkun, H. ve Nalçacı, A. (2005). Öğretimde psikolojik ihtiyaçların yeri ve önemi. Kazım Karabekir eğitim fakültesi dergisi, 11(1), 354-370.
  2. Kaya, H. (2015). Hemşirelerin temel psikolojik ihtiyaçları ve etkileyen faktörler. Atatürk üniversitesi, Erzurum.

Aydın Deniz Yüce


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.