Duyguların İncelenmesinde Bilişsel Yaklaşım: Scachter Teorisi

Scachter Teorisi, Scachter kimdir, Scachter duygu teorisi nedir, Scachter bilişsel yaklaşım

Duyguların İncelenmesinde Bilişsel Yaklaşım: Scachter Teorisi
21 Ocak 2017 Cumartesi 17:13

"Büyük balığı kaçırmanın dönüşüme uğrayıp kayınbiraderime duyduğum öfke haline gelmesinin bütün heyecanını hissedebiliyordum."  

Norman Maclean

Suları gürül gürül akan bir nehrin üzerindeki köprüde olduğunuzu hayal edin. Karşıdan karşıya geçiyorsunuz. Bu oldukça tehlikeli ve heyecanlı bir iş. Kalbiniz olağanca hızıyla atıyor. Köprünün karşı yakasına doğru ilerlerken size doğru gelen çok yakışıklı bir adam ya da çok güzel bir kadın görüyorsunuz. Ondan hoşlandığınızı düşünüyorsunuz. Köprü bitip yolun sonuna geldiğinizde belki de çoktan aşık oldunuz. Peki, bunun gerçek bir aşk olup olmadığınızı nereden bileceksiniz? O esnada tehlikeli bir aktivite yapıyordunuz ve kalbiniz çok hızlı atıyordu. Belki de bu kalp atışlarını yanlış yorumlayıp karşıdan gelen kişiye aşık olduğunuzu düşünmüş olabilirsiniz. Kulağa saçma mı geliyor? O zaman Stanley Scachter’ın teorisine göz atmakta fayda var çünkü o bize bunun her zaman gerçek bir aşk olamayacağını söylüyor.

Scachter’ın teorisi kısaca yaşanan fizyolojik uyarılmaların ardından bu uyarılmalara uygun ve tutarlı etiketler ya da açıklamalar getirilmesini içeren duygu deneyimleri şeklinde tanımlanabilir (Aronson, Wilson ve Akert, 2012). Teoriye göre süreç iki adımda gerçekleşmektedir. İlk adımda değerlendirme ve yorum gibi eylemler gerçekleşmekte, ikinci adımda düşünceye paralel olarak duygular meydana gelmekte ya da bu duygulara katkıda bulunmaktadır (Plotnik, 2009).

Kuramın temel varsayımına göre önce düşünceler ardından duygular gelir. Vücudumuzda önce fizyolojik bir değişim hissederiz. Çevremizi gözlemleyerek bu değişime mantıklı, yakın gelen bir neden ya da açıklama ararız (Aronson, Wilson, Akert, 2012). Bu durumda dış dünyayı referans olarak alırız. Bulduğumuzda ise o artık yaşadığımız duygunun adı olur.

Scachter, teorisini test etmek için sonraları herkesçe bilinen ve sosyal psikolojide de epeyce ünlü olan bir deney gerçekleştirmiştir (Aronson, Wilson, Akert, 2012). Deneyin basamakları aşağıda sıralandığı gibidir (Cüceloğlu, 2015):

* “Bir göz ilacı hakkında deney yapıldığı söylenen” katılımcılar deney ve kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Deney grubundaki katılımcılara kalp atışlarının hızlanması gibi fizyolojik uyarılmalara neden olan epinefrin (adrenalin) hormonu enjekte edilmiştir. Kontrol grubuna ise hiçbir etkisi bulunmayan bir sıvı enjekte edilmiştir.

* Deney grubu sıvının enjekte edilmesinin ardından kendi içinde üç gruba daha ayrılmıştır. Deney grubunun birinci alt grubuna enjekte edilen sıvının etkileri söylenmemiştir. İkinci alt gruba kalp atışlarının artması, terleme gibi fizyolojik uyarılmalar yaratacağı bilgisi verilmiştir. Üçüncü alt gruba ise sıvının baş ağrısı ya da kaşınma gibi sonuçlara neden olacağı söylenerek yanlış bilgi verilmiştir.

* Deneyin ileriki aşamalarında deney grubunun alt gruplarının her biri ve kontrol grubu bir kez daha ikiye ayrılmıştır. İkiye ayrılmış grupların ilk yarısı olumlu bir atmosferin bulunduğu mutlu bir ortama, ikinci yarı ise olumsuz bir atmosferin olduğu öfkeli bir ortama yerleştirilmiştir.

* Deneyin sonunda kontrol gruplarındaki katılımcıların duygusal durumlarında herhangi bir değişim olmamıştır. Doğru bilgilendirilen deney alt grupları da uyarılmaların sebebinin çevresel faktörler değil de fizyolojik etkenler olduğunu bildikleri için duygusal bir değerlendirme yapmamışlardır. Yanlış bilgilendirilen ya da hiç bilgilendirilmeyen deney alt grupları enjekte edilen sıvının yarattığı etkileri ilaçla değil çevresel faktörlerle anlamlandırmışlardır. Katılımcılar “öfkeli” koşulda öfkeli “mutlu” koşulda mutlu hissetmişlerdir. Yani uyarılmalarını anlamlandırabilmek için çevresel etkenlerden yararlanmışlardır.

Bu Kuram Bize Ne Öğretti?

* Duygular üzerinde yürütülen bilişsel çalışmalar aslında bir şeyi iyi anlamamıza yardımcı oldu. Bu kurama göre insanların, yaşadıkları uyarılmaları sadece bilişsel seviyede değerlendirip duygusal bir açıklama getirmediklerinde öfke, kin gibi yıkıcı duyguların önüne geçebileceklerini söylemek yanlış olmaz (Aronson, Wilson, Akert, 2012). Deneyde alt gruplardan epinefrin sıvının gerçek etkisini bilen grup duygusal değerlendirmeler yapmadılar. Bu sayede öfkeli koşuldaki katılımcılar deney sonunda öfkelenmediklerini belittiler.  

* Her ne kadar akla yatkın bir açıklama olsa da bazen insanlar yanlış açıklamalar sonucu yanlış duygulara kapılabilirler. Deneyde alt gruplardan yanlış bilgilendirilen ve bilgilendirilmeyen gruplar öfkeli ya da mutlu hissetmelerini fizyolojik uyarılmalara değil çevresel faktörlere atfetmişlerdi.

Eleştiriler:

Ani ve beklenmedik durumlarda duygular bilişsel herhangi bir değerlendirme olmadan meydana gelirler. Örneğin doğada yürüyüş yaparken tehlikeli bir hayvanla karşılaşmak bir değerlendirme yapmaksızın korkmanıza neden olur. Bu teori beklenmedik durumlara açıklık getirememektedir (Plotnik, 2009).

Kaynakça:

Aronson, E., Wilson, T. D., Akert, R. M. (2012). Sosyal psikoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Cüceloğlu, D. (2015). İnsan ve davranışı: psikolojinin temel kavramları. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Plotnik, R. (2009). Psikoloji’ye giriş. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Rukiye AYDIN

Yıldız Teknik Üniversitesi - Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü/ 3.sınıf


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.