En Büyük İlaç Zaman Değil, İyiliktir


Rukiye Aydın

Rukiye Aydın

Okunma 26 Ağustos 2017, 16:10

Bir gün en ünlü ve en başarılı bilim insanları bir araya gelse ve uzun uğraşlar, yıllar boyu süren çalışmalar sonucunda tüm dertlere derman bir terapi yöntemi bulduklarını söyleseler ne olurdu? Mutluluğu garantileyen, üzüntülerden ve streslerden uzaklaştıran, bizi özgüveni daha yüksek, sosyal ilişkileri daha kuvvetli, farkındalığı yüksek, hayatına anlam veren şeylere sahip bir insan haline getirecek? Mucizevi bir formülü keşfettiklerini tüm bilim dünyasına açıklasalar ne düşünürdük? Ben boşu boşuna bu kadar zahmete girdiklerini düşünürdüm ve böyle düşünmek için emin olun iyi bir sebebim var.

            Yüz ölçümü olarak küçük, şirin, Antalya ve Afyon’un tam ortasında kalan güzel bir Akdeniz şehridir Burdur. Kimse pek tanıyıp bilmese de tarihi ve doğal güzellikleriyle içinde büyük potansiyeller barındıran bir şehir. Geriye dönüp baktığımda 21 yıllık hayatımın tartışmasız en kaliteli ve değerli bir haftasını geçirdim orada. Tabi ki dostlarım, güzel şehir, samimi, cana yakın insanları ve Damla Projesi’nin sıcaklığı sayesinde.

Damla Projesi Nedir?

Damla Projesi, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın düzenlediği insan ve iyilik odaklı bir proje. Hiçbir dil, din, ırk ayırt etmeden bir araya gelmiş gençler Türkiye’nin çeşitli coğrafyalarında ve yaşadıkları şehirlerde gönüllü faaliyetlerde bulunuyor. Bazen evlerinden çok uzaktaki bir şehre gidip çocuklarla oyun oynayıp yöre halkıyla kaynaşıp hoş sohbetler ederek yeni gönül bağları kuruyor bazen de kendi şehirlerindeki arkadaşlarıyla buluşup örneğin prematüre bebekler için şapka örüyor.

Yaptığımız şeyler hep belirli. En yakınından en uzak beldesine kadar karış karış dolaşıp insanlarla tanışmak, sohbet etmek, çocuklar oyun oynamak, onlar için balon şişirmek, yanımızda getirdiğimiz hediyelerden vermek, her köyde mutlaka birkaç ailenin evine ziyarete gitmek, bir çaylarını içmek, köyün yaşlılarını ziyaret etmek, bölgenin doğal ve tarihi güzelliklerini keşfetmek, sevgi evindeki, rehabilitasyon merkezindeki çocuklarla doyasıya eğlenmek, uçurtma uçurmak, okul duvarları boyamak, huzurevindeki yaşlılarımızı görmek, mezarlıklarda şehitlerimizi ziyaret etmek, ölmüşlerimizin ruhuna bir Fatiha okumak ve mezarlığın çevresini temizlemek, kuşlar için kuş yemliği yapmak, mevsimiyse eğer fidan dikmek…

Proje sorumlumuz Metin Ayvazoğlu’nun ağzından bir kere olsun Damla’yı dinlemenizi isterdim. Bizden suretlere takılmamamızı, her şeyin arkasındaki derin manayı anlamaya çalışmamızı isterdi. Size damlanın aslında bir zerre, bir hiç olduğunu ama bir araya geldiklerinde koca bir okyanusu oluşturabileceklerini anlatırdı uzun uzun. İyilik ve merhamet için çalışmamız gerektiğini. İnsanın özüne, aslına bir geri dönüş olduğunu. Önemli olanın insanlara bir can şenliği olmak gerektiğini. Ulaşamayacağımız büyük hayaller kurmayı bırakıp, yapabileceğimiz küçük şeylerin varlığını kaçırmadan işe yanı başımızdan başlamamız gerektiğini. Aslında küçük diyebileceğimiz şeylerin yarattığı büyük yankıları. Hızın ve süreğen kavgaların alıp başını gittiği bu aceleci dünyamızda durup derin bir soluk almayı. Bunun nasıl büyük bir aşk olduğunu. İyilik, merhamet, fedakarlık, tebessüm ve daha nice güzel hasletlerin bir çocuğun elini tutarak yayılabileceğini.  Bin kere de dinlesem sıkılmam.

İyilik Nedir?  

İyilik yapmanın en taşlaşmış kalpte bile bir karşılık bulduğunu, insana iyi geldiğini biliyoruz. Fiziksel açıdan bile insanı iyileştirebildiği artık kanıtlanmış bir gerçek. Birisine iyilik yapmanın yükselen tansiyonunuzu düşürebileceği hiç aklınıza gelir miydi? Ya da kalp sağlığınıza iyi geleceği? Peki, daha mutlu ve kaliteli bir hayat yaşamanın yolunun iyilik yapıp iyilikleri çoğaltmaktan geçtiğini söyleyebilir miyiz? Kesinlikle evet. University of British Colombia’da yapılan bir araştırmaya göre iyilik yapmak depresif duyguların ve stresin azalmasını sağlıyor.

İyilik söz konusu olduğunda zamanlar ve kültürler üstünde ortak bir insanlık mirasımız, bir kodumuz olduğunu düşünüyorum. İyiliğin yapıldıkça yaygınlaştığına ve biz insanların da onu yaygınlaştırmaya yönelik bilinçaltı bir eğilimimizin olduğuna inanıyorum. Ben birine bir iyilik yapacağım, o başkasına, diğeri de bir başkasına. Böyle sürüp gidecek. Bu zincir birileri tarafından hep devam ettirilecek. Ve iyilik yayılacak. Bunu hepimiz istiyoruz. Buna göre hareket ediyoruz. Sosyal bağlarımız kuvvetlensin istiyoruz çünkü biz sosyal duyguları en gelişmiş canlıyız. İnsanız, bununla var olabiliyoruz. Bu bizim doğamızda var. Yokluğunda yok oluyoruz.

Biz de bu yüzden projede gittiğimiz köylere çocuklara hep iki balon verirdik. İlkini şişirir ona hediye ederdik. Sonra ikinci balonu çıkarırdık cebimizden. “Şimdi senden bir şey isteyeceğim. Sana vereceğim bu ikinci balonu bir arkadaşına hediye etmeni istiyorum. Olur mu?”

İyiliğin çevrede oluşturduğu pozitif bir ortam vardır. Bu ortamda iyilik yapan birey başka biri için faydalı olduğunu gördüğünde beyninde zevk merkezi uyarılır. Dopamin salınımı başlar. Bu iyiliğin yapıldığı taraf için de geçerlidir. Birinden sizi mutlu eden bir iyilik gördüğünüzü hayal edin. Karşı tarafın sizi düşündüğünü, sizi önemsediğini fark etmek, aynı etkiyi iyilik yapılanda da yaratır.

İyilik, güven ve merhamet duygusunu geliştirir. Bu iki kavramın git gide azalmaya başladığını düşündüğümüzde aslında devrimci bir duruştur iyilik. Toplumlar iyilik sayesinde engelleri aşar, daha sıkı kenetlenir ve büyük başarılar yakalar. Bizi özgüveni yüksek biri haline getirir. Hem iyilik yapana hem de yapılana değerli bir insan olduğunu hissettirir. Çevremize kulak kesilmemizi sağlar. Bizi daha duyarlı bir insan yapar. Hayatımıza çeşitli renkler, tatlar, anlamlar katar.

Bunlar iyilik hakkında hepimizin bildiği ve sık sık hatırlaya ihtiyaç duyduğumuz şeyler. Benim başka bir tezim daha var. Bana göre iyilik Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki ihtiyaçlarımızın hepsini, aynı anda karşılıyor. Mucizevi etkileri de burada gizli zaten.

İhtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağında fizyolojik ihtiyaçlar bulunuyor. Yapılan bir iyilik ile bir insanın en temel fizyolojik ihtiyaçları karşılanabilir. İyiliği yapanın da elbette. Çoğu zaman “biz sizinle muhabbet etmeye geldik” dediğimiz insanlar pek ikna olmadılar. Onların da gönüllerinden kopan ikramları vardı. E tabi sohbetler daha da tatlandı. “Ablacım çok yorulduk. Senin de suyun soğukmuş, içmeye geldik.” diyen birini neden alır insan evine kadar? İyiliğin verdiği güvenle başarılabilir bu. Sevme, sevilme, ait olma ve saygı görme ihtiyaçlarının ise en yüksek dozda karşılandığı an o andır.

Piramidin en üst basamağı kendini gerçekleştirme. Bir hafta boyunca arkadaşlarımla birlikte hayatımızda hiç yorulmadığımız kadar yorulduk. Sabah 5.30’da başlayan programımız gece yarısına kadar sürüyordu. Günün sonunda uykuya hasret, yorgun bedenlere dönüşüyorduk. Peki, ruhumuz? O doydu. Bedenimiz yoruldu ama ruhumuz dinlendi. İnsan olmanın ne demek olduğunu idrak ettik ve bunu nasıl devam ettirebiliriz diye düşündük. Çünkü mesela bir gün Damla olmak değil, hep Damla kalabilmek… Müthiş bir beden yorgunluğu ve büyük bir kafa rahatlığı ile döndüm İstanbul’a.

            En samimi duygularımla yazdığım bu yazıma Damla Projesi’nin dilimizden ve gönüllerimizden düşmeyen şiiri ile son vermek istiyorum. Kalın sağlıcakla. Hayatı tebessüm ile renklendirin:)

Ey ana vatan
Bahtiyar kızınım bir sana ait ,
Damlayım, katreyim vesline talip.
Sen beni sadece zerrem diye bil,
Damlayım, akarım kalbindir menzil.
Ana yer, bir asil alemsin bana ,
Tebessüm edeyim yıldızlarına.
Damlaya damlaya okyanus olup,
Tüm rezillikler gelse bir olup ,
Param parça ederim canlar adayıp.
Demek okyanus kadar kuvvet var bende,
Ömrümün cilası, manası sende.

Detaylı bilgi için: http://www.gsb.gov.tr/Sayfalar/2697/2696/Damla

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.