Bu Çocuklar Neden Mutsuz?


Kader Ulaş

Kader Ulaş

Okunma 15 Mart 2018, 19:03

Sokakta, otobüste, okulda veya evde çocukların yüzlerindeki mutsuzluğu hiç gözlemlediniz mi?

Peki, neden mutsuz bu çocuklar?

Belki de sebebi sizsiniz..

Çocukların düşünmelerine, kendilerini ifade etmelerine imkân verilmiyor. Hep ama hep onun için en iyi kararlar alınıyor. “Alınıyor.” diyorum. Çünkü çocukların birey olarak seçme haklarını kullanmalarını elinden alıp, siz ebeveynler kararlar alıyorsunuz.

Çocukların yaşları küçük olabilir ama onların da birer birey oldukları, isteklerinin, zevklerinin, yeteneklerinin, düşüncelerinin, benliklerinin olduğu görmezden geliniyor. Elbette ebeveyn olarak onlar için en mükemmeli istiyor ve tasarlıyorsunuz ancak buna çocuğunuzun düşüncelerini de katarak yapmanız onun kendi benliğini oluşturması ve kendine inanması adına büyük bir adım olacaktır.

Toplumun en büyük sorunu ise anne ve babaların gerçekleştiremedikleri hayalleri çocukların hayallerinden önemli görüp, bu hayallerini çocukların üzerinden gerçekleştirmeye çalışmalarıdır. Doktor olamayan anne ya da baba hayallerini çocuğunun doktor olmasıyla gerçekleştirip aynı zamanda da onlara yaşlılıklarında ve hastalıklarında kendilerine bakmak olan ikinci bir görevi yüklemektedirler. Aynı durumu zamanında haksızlığa uğrayıp, isteklerini elde edemeyen bir bireyin, çocuğunu avukatlık mesleğine yönlendirmesinde de görüyoruz.

Peki ya çocuk sanatçı ruhluysa, spora meraklıysa? Ya da doktorluk yapacak, ameliyata girecek bir yapıda değil ve bundan hoşlanmıyorsa? Bunları dayatmak benci(l)lik değil de nedir?

Çocuğunuz reklamcı olmak isterken, komşunun oğlu cerrah olmak istiyor olabilir. Hemen biz nerede hata yaptık diye telaşa kapılmayın, bırakın çocuğunuzun bir hedefi, bir isteği olsun ve ona ulaşmak için yetenekleri doğrultusunda çabalasın.

Eğer siz;

“Bak Sevim Teyze’nin oğlu cerrah olmak istiyor sen hala saçma sapan şeylerle uğraş.” diye yaklaşarak, çocuğunuzun umutlarını, hayallerini köreltirseniz çocuğunuzdan herhangi bir başarı beklemeyin, çünkü çocuğunuz başarıyı Sevim Teyze’nin oğluna bırakmıştır ve ondan nefret ediyordur. Hatta ve hatta size bilinç dışı öfke geliştiriyor da olabilir? Bu tür bilinç dışı öfkelerin dışa vurumun da bazı somut göstergeler gözlemlenebilir. Bu kimi zaman bir fobi ile ortaya çıkarken kimi zaman davranışsal olarak pasif veya saldırgan kişilik özellikleri ile ortaya çıkabilir. Bu aşamada çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz gerekiyor, fobileri ortaya çıkıyor mu? Davranış değişiklikleri var mı? Çünkü yapılan araştırma ve incelemelere göre çocuklarda oluşan kedi fobisi anneye duyulan bilinç dışı bir öfkenin göstergesiyken; köpek fobisi ise babaya duyulan bilinç dışı öfkenin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunun yanında artık ailelerin, “Proje Çocuk” yetiştirme kavramına sahip olma isteği var. Her insanın ‘çoklu zekâ kuramına’ göre belli şeylere ilgi ve yeteneği vardır. Dünyada her insan bu zekâ ve ruhsal ihtiyaçla doğar ve bununla büyür. Aileler boş zamanlarını değerlendirmeleri için çocuklarını, gerekli gereksiz onlarca kursa kaydettiriyor. Oysa her çocuğun gelişimine pozitif etki edecek alan başkadır. Örneğin, müziğe ilgi ve yeteneği olan bir çocuk spora yönlendirildiğinde, gerekli başarıyı elde edemeyeceği gibi aynı zamanda yaşadığı başarısızlık neticesinde özgüven eksikliği yaşayacak. Bu durum çocuğun hayatına olumsuz etki ederek, motivasyonunu düşürerek, neşesiz ve donuk hale gelmesine neden olacaktır. Diğer yandan müziğe yeteneği olmayan ama yüzmede başarılı bir çocuğun piyano kursuna gitmesi de aynı etkiyi yaratır.

Bunlar demek değildir ki çocuğunuzun her istediğini yapınız..

“Yok” kavramını bilmeyen, her istediğine sahip olan çocuk bir süre sonra tatminsiz olmaya başlayarak, yaşam umudu ve sevinci kavramından uzak, donuk ve neşesiz bir birey olmaya adım atacaktır.

Mutsuzluğun kaynaklarından bir başkası da, günümüzde yaşam şartlarının ağır olması nedeniyle çalışması gereken anne ve babaların, çocuklarını aile büyüklerine ya da bakıcılara emanet ediyor olmasıdır. Yaşlı aile büyükleri, yaşları itibariyle güçlerinin çocukların enerjisine yetmemesi ve emanet olan çocukları mutsuz etmemek adına, onların her istediğini yapıyor ve başlı başına incelenmesi gereken bir konu olan teknolojik aletleri çocukların oyalanması için kullanıyorlar. Yapılan davranışlar, çocuklar için mutluluk kaynağı olarak adlandırılırken; otomat çocuğun temellerinin atıldığı görmezden geliniyor. Bu tür davranışlar bir kısır döngü ile devam ediyor. Gün boyu çalışmış anne-baba, çocuğuyla yorgunluk nedeni ile de ilgilenemeyince kendini eksik ve ilgisiz hissetmeye başlayıp; bu hissi atmak için -vicdani baskıyı atlatmak için- çocukların her istediğini alma yoluna giderek maddi açıdan ilgi gösterme yoluna girer. Bu tip aileler, çocukları için her şeyi yaptığını düşünmektedir. Bunun yanında iş baskısı, geçinme kaygısı, ebeveyn olma sorumluluğu altında ezilirken mutsuzlaşırlar. Mutsuz olan ailenin ürünü olan “mutsuz çocuklar” gün yüzüne çıkar.

Mutlu olmanın somut ve elde edilebilir argümanlardan soyut ve tanımlanamayan hızla değişen ve asla tam olarak elde edilemeyen argümanlara geçtiği günümüzde, bu konuda yine herkes için geçerli olabilecek bir mutluluk formülü ne yazık ki yoktur. Bu nedenle danışma terapilerini ve psikoterapilerin gözden geçirilmesi, hatta yeni yol ve yöntemler bulunması gerekir. Bizler ortalama yüz yirmi yıl öncenin insan tanımlamaları, analizleri ve tekniklerine göre danışmanlık yapıyoruz. Bu öğretilerin ve kavramların güncellenmesi ve mobilize edilmesi gerekir. Nasıl ki yılanların kabuk değiştirmelerinin sebebi estetik kaygı için değil de hayatta kalmak içinse; her canlının da hayatta kalmak için değişim ve yenilenmenin bir yaşam öğretisi olduğunu kabul etmeleri gerekir. Böylelikle değişimin ve yenilenmenin olmadığı durumlar yok olur.

Günümüzde gelişen en büyük şeylerden biri teknolojidir. İki yaşındaki çocuklar dahi telefon, tablet gibi çoğu teknolojik aleti kolaylıkla kullanabilmekteler. Aslında bu çağın getirilerinin davranışlara etkisidir. Ancak böyle yetişmemiş aileler, çocukların çok zeki hatta üstün zekâlı olduğunu düşünmektedirler. Oysa son yıllarda yapılan incelemelerde insanların zekâ seviyelerinde herhangi bir artış gözlemlenmemiştir.

Teknolojinin henüz günümüzdeki gibi hayatı aktif olarak etkilemediği dönemler de bebekler el çırpar, çekmece karıştırır, koşar, atlardı. Aileler bunlardan bahseder bu davranışlara sevinirlerdi. Şimdilerde ise hangisi daha iyi tablet kullanıyor, hangisi daha çok TV izliyor, müzik dinlerken donup kalıyor diye bahsediyorlar. Evet, çocuklar donup kalıyorlar ve aileler bunu TV’de müzik dinlerken ya da çizgi film izlerken çocuğun sesinin çıkmamasını beğenmesi olarak tanımlıyorlar ama çocuk donuklaşıyor daha sonra biraz hareketlendiğinde bu çocuk çok “hareketli” diye doktora görüyorlar.

DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Sendromu) teşhisiyle yatıştırıcı ilaçlar kullanılmasına neden oluyorlar. Bu ilaçlar çocuğun kinetik enerjisini frenlemekle kalmayıp, çocuğa neşesiz ve donuk bir hal kazandırıyor. Düzeltildiği düşünülen dikkat dağınıklığı esasında algı bozulmalarına yol açarak, donuk, ilgisiz bir nesil oluşmasına sebep oluyor.

Çocukların neşesizliğinin ve odaklanamama sorununun önüne geçmek için ise iş ailelere düşüyor, anne babaların farkındalığı son derece artmış çocuklarını en az 6 yaşına kadar standart oyunlarla tanıştırarak teknolojik cihazlardan uzak tutmaları gerekiyor.

Hareket fazlalığı olan çocukların enerjilerini doğada boşaltmasını sağlamaları, ilaç kullanımından mümkün olduğunca kaçınmalı, tatminsiz çocuklar yetiştirmemek içim çocuğa ‘yokluk bilinci’ aşılanmalı ve unutulmamalıdır ki sevgi en büyük ilaçtır. Ayrıca ‘proje çocuk’ yetiştirmekten kaçınılarak, çocuğun yetenek gözlemi çok iyi yapılmalı. Gerekirse aileler, çocuklarının doğru yönde gelişebilmesi için öğrenci koçlarından yardım almalıdır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.