Beck ve Bilişsel Terapi

Bilişsel terapi 1960’lı yıllarda Aaron Beck tarafından depresyonlu hastaların tedavisi için kullanmaya başlamış ve yalnıza kendine özgü bir niteliği olan psikopatoloji kuramı ve aynı şekilde kendine özgü tedavi süreci olan bir terapi kuramıdır.

Beck ve Bilişsel Terapi
15 Ekim 2017 Pazar 00:01

Beck ve Bilişsel Terapi

Bilişsel terapi 1960’lı yıllarda Aaron Beck tarafından depresyonlu hastaların tedavisi için kullanmaya başlamış ve yalnıza kendine özgü bir niteliği olan psikopatoloji kuramı ve aynı şekilde kendine özgü tedavi süreci olan bir terapi kuramıdır. Diğer kuramlar gibi laboratuvar ve deneysel bulgulardan yararlanmak yerine daha direktif bir şekilde danışan ile etkileşime girerek ilişki kurmayı savundu. Bilişsel kuramın iki temel ilkesi vardır. Bunlardan birincisi çevreden gelen uyarılar ile ortaya çıkan sonuç arasında bir bağlantı olduğu bu bağlantı da insanın kendisidir. İkinci ilke ise insanların öğrenme biçimlerini büyük ölçüde hayvanlardan ayıran kriter ise sosyal öğrenmedir. İki temel ilke sayesinde insan psikolojisinin anlaşılmasında ve psikopatolojiyi açıklamada yardım edecek gelişmiş bir kuramdır (Türkçapar, 2012).

Düşünme ve düşündüğünü düşünebilme yeteneği insanın en özel ve onu oluşturan en önemli özellikleri arasına alabiliriz. Bu yaklaşım Yunan felsefesine kadar dayanmakta ve modern bilim çağı içinde düşünme özelliğinin önemini vurgulayan ilk kişi New York’lu psikolog Albert Ellis’tir. Ellis’e göre insanın ruhsal sorunlarının nedeni olarak akılcı ve gerçeğe uygun olmayan inançlardan kaynaklandığını söylemektedir. 1960’lı yıllarında başında ise Aaron Beck tarafından geliştirilen Bilişsel Terapi düşüncenin; akılcı ve gerçeğe uygun olmayan inançların kavramsallaştırılmasını psikiyatri ve psikoloji alanında kabul ettirmiştir. Bilişsel terapi 1960’lı yıllarda ortaya çıktığı için Davranışçı yaklaşım tarafından benimsenmeye başlamış ve birlikte iki terapi kuramı daha da ivme kazanmıştır. Daha sonra 1980’li yılların başında Davranışçı terapistlerin öncülüğünde Bilişsel-Davranışçı Terapi adı altında toplanarak çalışmalara devam etmişlerdir. Albert Ellis’in Düşüncel Duygulanımcı Davranış Terapisi ile Aaron Beck’in geliştirmiş olduğu bilişsel davranışçı terapinin benzerliklerini sıralarsak;

-ruhsal hastalıkların kavramlaştırılmasında aynı olması

-düşünce merkezli role yer vermesi

-uygulama ve teori kısmında bilişsel odaklı yaklaşması birbirine benzer özelliklerini ortaya koymaktadır.

Bilişsel kuramın savunduğu ilkelerden birisi yaşanılan olaydan çok, kişinin yaşanılan olayı algılama ve yorumlama şekline vurgu yapmaktadır. Özetle bilişsel kuram; kişinin yaşamış olduğu olayı yorumlama tarzının duygularını ve eylemlerini gerçekleştirmesinde önemliliğini savunur. Bilişsel yapı, kişinin içsel yaşantısı, olayları değerlendirme ve gözlemlemekte kullandığı öznel bir merceğe benzetebiliriz.

Kişinin davranışsal ve duygusal tepkini ortaya koyabilmesi için öncelikle yakın çevresini ve olayları algılaması ve içselleştirmesi yorumlaması gerekir. Örneğin;                          

Sergide gördüğünüz bir tablo var ve o tabloyu satın almak ya da beğenebilmeniz için tablonun sizde belli bir duygusal ve davranışsal etki oluşturabilmesi gerekir. Yani algılamamız gerekir. Ardından yapacağımız içselleştirme ve yorumlamaya dayalı olarak tabloyu alır veya almazsınız. Tabloyu fark ettikten sonra bir duygu veya ilgi oluşmuşsa alma davranışını gösteririz (Türkçapar, 2012).

Bilişsel terapi yaşantı ve deneyimi uyumsal bir biçimde yorumlaması için; düşünce duygu ve davranış arasındaki ilişki saptayabilmesi gerekir. Eğer yorumlamada ve anlamlandırmada bir sıkıntı yaşanıyor ise gerçeklikle uygun ve işlevsel yollar sunmayı hedefler. Psikolojideki fenomenolojik yaklaşım; bireyin kendisine karşı olan bakış açısı sayesinde davranışının yapılmasında önemli rol oynamaktadır. Bu kavram ilk kez Yunan felsefecilerinden Stoa tarafından atılmış ve günümüze Epictetus sayesinde gelmiştir. Psikoterapi alanında düşüncenin yer verilmesiyle beraber aynı zamanda da ruhsal anlamda sıkıntılarını çözmede kendi kendine çözüm üretebilmesini sağlar. İlkçağ zamanında bazı filozoflar sorunlarını aşmada insanların kendi kendine tedavi edebileceklerini söylüyor ve düşüncenin yorumlanmasında ve algılanmasındaki önemi vurgulamıştır. Buda, Konfüçyus ve Taoizmde düşüncelerin bilişsel ilkelerle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda Roma ve Grek’li bazı filozoflarında aynı altyapıyla ilerlediklerini söyleyebiliriz. Sokrates yaşadığı zaman dilimi içerisinde bulunduğu bölgenin yaşam tarzının dışında bazı önerilerde bulunmuştur. Hatta bununla ilgili olarak Atina’da ki bulunan gençlerin ahlakını bozma suçundan hapishaneye gönderilmiş ve zehirlemeye çalışılmıştır. Günümüze geldiğimizde ise 19.yy varoluşçuluğun temelini atmış olan Kierkegard ve Heidegger kitaplarından ruhsal sorunların çözümün de kişinin kendi kendine yardım edebileceğinden bahsetmişlerdir (Türkçapar, 2012).

Aaron Beck Bilişsel terapinin temelini atmaya başladığı depresyon hakkında “kaybedilen nesneye karşı kişinin kendisine yönlenmesi” hipotezini kanıtlamaya yönelik depresyon ile şikayete gelen danışanların rüya analizini yapmaya başlayarak bir seri çalışması yaptı. Rüya analizine yer vermesinin bir başka nedeni o zamanlar birlikte çalıştığı Psikanalist Leon Saul idi. Kişi yaşanılan iç ve dış olayları, bulunduğu ortam ve zihinsel süreçlerini bilişsel yapı ile değerlendirir, algılar. Psikolojik açıdan gelişim için ve normal ve anormal davranışlar bilişsel ilkelere göre şekillenmiştir (Sargın., Türkçapar, 2012).

Bilişsel terapi bireyin bilişsel yapısını iki temel başlıkta toplamaktadır: otomatik düşünceler ve şemalardır.

Blişisel Terapide Otomatik Düşünce Nedir?

Ortalama günde 4000 kez oluşmaktadır. Duygu ve davranışı belirlemektedir. Gün içinde otomatik olarak kendiliğinden ortaya çıkar. Yönlendirilmiş duygu ve davranış değildir. Kişi tarafından fark edilmemektedir. Düşünce olarak hatta imgeler halinde de olabilmektedir.

Şemalar: Clark ve arkadaşları şemaları üç gruba ayırmaktadır.

Basit Şemalar: Psikopatoloji üzerine etkisi olmayan ya da çok az etkisi olan doğa kuralları, günlük aktivitelerin pratik çözümlenmesi ve çevrenin fiziksel yapısı gibi kurallardır. Örneğin; “Tedbirli sürücü ol”, ”İyi eğitim işe yarar”, ”Fırtınada bir yere sığın”

Ara İnanç ve Varsayımlar: Benlik saygısını ve duyguları etkileyen -eğer, -o zaman gibi koşullu kurallardır. Söz olarak nitelendirilmesine gerek yoktur. Otomatik düşüncelere incelenerek oluşur. Örneğin; “Kabul edilmem için mükemmel olmalıyım” “Eğer başkalarını her zaman mutlu etmezsem onlar beni terk ederler” “Eğer çok çalışırsam başarılı olurum”

Çekirdek İnançlar: Kişinin iç dünyası ile çevresi arasındaki temel varsayımlarıdır. Çekirdek inanç geçmiş yaşantılara ve öz deneyimlere dayanmaktadır. Olumlu ve olumsuz şekilde olabilir. Örneğin; ”Ben sevimsiz biriyim” “Ben aptalım” “Ben yetersizim” “Ben iyi bir arkadaşım” “Başkalarına güvenirim”. (Türkçapar, 2012).

Durum: kitap okurken;

“yetersizim"  -temel inanç (çekirdek inanç)

“Bir şeyi çok iyi anlamıyorsam, aptalım demektir” -ara inanç

“Çok zor. Bu konuyu asla anlayamayacağım.” -otomatik düşünce

A-B-C Modeli

Duygu, düşünce ve olaylar arasındaki bağlantıyı açıklamak için A-B-C modeli geliştirilmiştir.

  1. Kişiyi eylemsel olarak harekete geçiren olaydır.
  2. Kişinin A’da gerçekleşen olaylar hakkındaki düşünceleri, inançları, değerlendirme yapılan yerdir.
  3. B’nin sonuçlarının görüldüğü yerdir. Birbirine bağlantılı olduğunu düşünülürse aslında direk A’ya bağlı olduğun düşünülmektedir.

Örneğin;

  1. Öğretmenin verdiği ödevi zamanında yapılmadı
  2. Ödevimi zamanında bitirmeliydim fakat bitiremedim böyle yapmak zorunda değildim
  3. Başarısızlık

Bilişsel Terapide Bilişsel Çarpıtmalar Nelerdir?

Temel kural veya inançlardan dolayı olan önermeler yanlış olduğunda veya gerçekçi olmadığında yanlış, geçersiz, çarpıtılmış sonuçlar ortaya çıkacak ve bun durumdan dolayı duygularımızda sorunlu olacaktır. Bilişsel çarpıtmaların özellikleri şunlardır;

Çarpıtılmış ve negatif düşünceler genellikle çok hızlı ve seri şekilde gerçekleşir. Ve kişi tarafından farkına varılmaz. Olumsuz ve negatif düşünceler görsel ve sözel şekilde ortaya çıkabilir. Her zaman düşüncenin kendisi hatalı olmaz, bazen de sonuçları hatalı olabilir. Olumsuz ve negatif düşünceler genel olarak sorgulanmazlar hatta öyle ki abartılır ve genellenir (Türkçapar, 2012).

Bilişsel çarpıtmalara örnek verecek olursak: ÖSS sınavına hazırlanan bir öğrenci;

*Başkaları gözündeki değerim başarılı olmama bağlıdır.

*Sınav başarının ölçüsüdür.

*O halde başkaları gözündeki değerim sınavı kazanmama bağlıdır.

*Üniversite mezunu olmamak bir felakettir.

*Sınavı kazanmadan üniversiteli olamam.

*Sınavı kazanmamak bir felakettir.

*Sınavı kazanmak için herkesten daha çok çalışmalıyım.

*Başkaları benden daha fazla çalışıyor.

*Sınavı kazanamayacağım.

*Sınavı kazanmak için her gün ders çalışmalıyım.

*İki gündür ders çalışmıyorum.

*Sınavı kazanamayacağım.

*Sınavı kazanmak için her konu eksiksiz bilinmelidir.

*Eksik olduğum konular var.

*Sınavı kazanamayacağım.

Bilişsel Terapide Temel Bilişsel Çarpıtmalar Nelerdir?

Kişiselleştirme: Kişinin kendisinden ötürü yakınındaki insanları olumsuz davrandığına inanmasıdır. Örneğin; “Ben geldiğim için kalkıp gitti.” “Ben yanında olduğum için sana bakmadı.” gibidir.

Abartma(Küçümseme- Büyütme):Olumlu olanları küçültme ya da olumsuz olanları büyütmedir. Örneğin; “Bu dersten geçmiş olmam zeki olduğum anlamına gelmiyor.” ya da “Ortalama notlara sahip olmam ne kadar yetersiz olduğumun kanıtıdır.”

Seçici Algılama: Bir olay ve ya düşüncenin karşısında resmin bütününe bakmak yerine kendisi için belli bir noktanın algılanmasıdır. Genellikle olumsuz olarak seçicilik yapılır. Örneğin; “Bugün hiçbir şey yolunda gitmedi.” “Yemeğe gidelim dediğim de benimle beraber gelmek istemedi.” gibi örnekler verebiliriz.

Akıl Okuma: Karşımızdaki bir kişinin zihninden geçenleri tahmin etmeye çalışan bir düşünce hatasıdır. Davranışlarımız ve duygularımızı bu düşünceye göre şekillendiririz. Örneğin; “Arkadaşımı sinlendirdim benim herzaman sinirli bir insan olduğumu düşünüyor.” ve ya “Bunları söylediğimde benim onu sevmediğimi düşünüyor.”

Felaketleştirme: Gerçekçi sonuçları dikkate almadan geleceği olumsuz ve negatif olarak tahmin etmektir. Yaşanan olumsuz olaylardan kendisi, çevre ve gelecek ile ilgili abartılı sonuçlar çıkarmaktır. Karşılaşılan ufak sorunları dahi geleceğinin etkileyen büyük bir olay olarak görülür. Örneğin; “Bu işi başaramadım ve patron beni işten atacak.” “Yemeğin tuzunu fazla attım ve benim kötü yemek yaptığımı düşünecek.” “En yakın arkadaşıma hata yaptığını söylersem mahvolur.”

Hep ya da Hiç Tarzı Düşünme:Kişi olayları ya siyah ya beyaz olarak görür. Kişi için ortası yani gri yoktur. Örneğin; “Eğer tam bir başarı elde edemediysem başarısız oldum demektir.”

Kontrol Yanılsaması:Kişi kendisi yüzünden çevresindekilerin mutlu olduğunu ya da üzüntü yaşadığını düşünür. Örneğin; Pikniğe gittiğimizde herkesin canı sıkıldı. Ben onları eğlendirmediğim için canları sıkıldı.” “Arabada radyonun sesi çok açık yoldan geçenler rahatsız olabilir.”

Keyfi Çıkarsama:Kişi elinde kanıt olmadığı halde kendisinden dolayı aksi kanıtlar çıkarmaya çalışır. Örneğin; Beni beceriksiz bir kadın olarak gördüğü için benimle evlenmek istemiyor.” “ Erkekler sadece güzel ve uzun boylu kadınlardan hoşlanır.”

Etiketleme: Kişi kendisi ve diğerleri hakkında yargısız infaz yapması, olumsuz ve negatif sıfatlar yakıştırmasıdır. Örneğin; “Arkadaşıma borç verebilirdim.Ben bencil bir insanım.” “Makyaj bana yakışmıyor.Ben çirkin bir insanım.”

Aşırı Genelleme: Kişi olaylar karşısında tek bir sonuça ulaşır. “Her zaman, hiçbir şey” gibi kalıplar halinde ifade edilir. Örneğin; “ Bu dünya hiçbir zaman yüzüme gülmüyor.” “ Herzaman bana mı denk gelir bu dikkatsizler.”

-Meli - Malı Cümleler:Kişinin kendisi ve diğer insanlar için nasıl davranacağına karar vermesidir. Kurallar istenilen gibi olmadığında, abartılı beklentiler içine girmek. Örneğin; “Benim herzaman en iyisini yapmalıyım eğer yapmazsam herşey çok kötü olabilir.”

Bilişsel Terapide Terapötik İlişki Nasıldır?

Beck ve arkadaşları (1979) BDT’deki hasta-terapist ilişkisini tanımlarken yardımlaşmacı deneycilik (collaborative empiricism) kavramını kullanır. Hasta ve terapist bir araştırma ekibi gibi birlikte çalışır ( Sargın., Türkçapar, 2012).

Deneyime odaklı bir terapötik ilişki vardır. Bilişsel ve davranışsal çalışan terapistler diğer kuramlardan farklı olarak seanlarını yapılandırır ve geri bildirim vermeye yönelir. Ve uygulama konusunda hastaya yol haritası sunulur ( Sargın., Türkçapar, 2012).

Özellikle terapist, danışanın sorumluluk alma duygusunu geliştirmek adına cesaretlendirir. Bu kuramda terapist ile danışan arasındaki sağlıklı iletişim çok önemlidir. İletişime açık seanslar gerçekleştirilir. Sebep-sonuç ilişkisini araştıran bir kuramdır. Terapist ile danışan arasında nötr bir durum yoktur çünkü danışanlar duygu ve düşünce açısından eğitilmesi gereken varlık olarak düşünülür. Bu nedenle danışanın duygusal ihtiyaçlarını karşılamak yerine terapist dost olan eğitici rolünü üstlenir. Terapötik ilişkinin daha iyi anlaşılması için aşağıda verilen örneğe göz atınız:

Terapist: Bugün buraya nasıl geldiniz?

Danışan: Arabayla geldim, park ettim, sonra da yürüyerek.

T: Diyelim bugün buraya doğru yürürken kaldırımda duran birisi size küfretseydi ne hissederdiniz, ne yapardınız?

D: Kızardım. Adamın üstüne yürürdüm.

T: Bu durumda şöyle diyebilir miyiz, "Adam size küfretti, siz de kızdınız" yani adamın küfretmesi sizin kızmanıza neden oldu.

D: Evet başka ne nedeni olabilir ki?

T: Peki bu senaryoda biraz değişiklik yapsak. Adam size  küfrediyor yine, yalnız bu defasında sizin duyamayacağınız tonuyla ya da içinden küfrediyor? Bu durumda ne hissederdiniz ya da yapardınız?

D: Herhangi bir şey hissetmezdim.

T: Neden?

D: Küfrettiğini fark etmediğim için, duymadığımdan.

T: Az önce kızmanızın nedeninin adamın küfretmesi olduğunu söylemiştiniz. Şimdi yine adam küfrediyor ama kızmıyorsunuz? Bunu nasıl açıklayacağız?

D: Kızmam için duymam gerek.

T: O zaman kızgınlığınıza adamın küfretmesi yol açtı demek çok doğru değil, bu örnekte adam yine küfrediyor ama herhangi bir duygunuz oluşmuyor, o halde şöyle, olayın olması dışında sizin bundan etkilenebilmeniz için ne gerekiyor?

D: Duymak gerekiyor.

T: Evet çok doğru, bir şeyin bizi etkileyebilmesi için öncelikle onun farkında olmamız, algılamamız gerekiyor. Pekala şimdi senaryoyu biraz daha değiştireyim. Japonca biliyor musunuz?

D: Hayır.

T: Diyelim ki öykümüzdeki adam yine küfrediyor ama varsayalım ki Japonca küfrediyor, ne hissederseniz, kızar mısınız?

D: Hayır o zaman kızmam, anlamadığım için belki şaşırırım ya da merak ederim.

T: O zaman tekrar başa dönersek bir duygunun oluşması için tek başına olayın olması ya da algılamak, duymak da yeterli değil, sizin de belirttiğiniz gibi bir de onun ne anlama geldiğini bilmemiz gerekiyor.

D: Evet.

T: Pekâlâ, diyelim sizin tanıdığınız 10 kişi aynı olayı yaşasa yani yolda birisi tarafından küfredilse hepsi kızar mı?

D: Çoğu kızar ama korkanlar ya da şaşıranlar da olabilir. Eşimin başına gelse herhalde çok korkup kaçardı.

T: Kızanların hepsi aynı şiddette mi kızar?

D: Sanmıyorum, bazılar, kızıp sessiz kalabilir, ama ben öyle değilim. çok kızarsam kendime hakim olamıyorum.

T: O zaman şöyle diyebilir miyiz? Herkes aynı olay, yaşamasına ve aynı şeyi anlamasına rağmen de aynı duygusal tepki ve davranış oluşmuyor ya da oluşsa bile aynı şiddette olmuyor.

D: Evet çok doğru söylediniz.

T: Peki eğer size küfredilmesi tek başına kızgınlığa yol açma gücüne sahip olsaydı, bu duygusal terapinin aynısının diğer insanlarda da olmasını beklerdik, değil mi?

D: Evet ama onlar farklı!

T: Çok doğru, nedir acaba farklılık yaş, cinsiyet, meslek?

D: Bunlar farklı olabilir, ama bunların sebep olacağını sanmıyorum.

T: Ben de bunların hiçbirinin tek başına belirleyici olamayacağı görüşünüze katılıyorum. Ama aynı duyguyu yaşayan insanları diğerlerinden ayıran hepsinin ortak bir yanını bulabiliriz gibi geliyor. Kızgınlık hissettiğiniz anda yani adam size küfrettiğinde aklınızdan neler geçer, bunları söyleyebilir misiniz?

D: Buna hakkı yok. bana bunu yapamaz, ona gününü göstermeliyim diye düşünürüm. Kim oluyor da bana durduk yerde küfrediyor diye düşünürüm.

T: Eşiniz acaba ne düşünüyor olabilir bu durumda, tahmin edebilir misiniz?

D: O korkar herhalde, adam bana saldıracak, sapık olabilir gibi düşünceleri olur.

T: Evet sanırım az önceki sorunun cevabını bulduk, duygularımızı etkileyen üçüncü bir faktör de değerlendirmelerimiz ve yorumlarımız. Acaba kızgınlık duyar dediğiniz diğer insanların düşüncelerine baksak sizinkine benzer şeyler yakalayabilir miyiz?

D: Sanırım benzer şeyler olurdu, korkanlarda da eşiminkine benzer düşünceler...

T: O zaman bu bilgiler ışığında olayların insanların duygusal tepkilerini nasıl etkilediğini söyleyebilirsiniz?

D: Olayların bizi etkilemesi için öncelikle onu algılamamız ve anlamlandırmamız gerekiyor. Sonra da son sözü yorum ve değerlendirmelerimiz söylüyor diyebiliriz.

T: Harika, işte bilişsel terapi adını verdiğimiz terapi bu söylediğiniz ilkeye dayanıyor. Yani insanların duygusal tepkilerinin algılama, anlama ve yorumların etkilediği ilkesine.

Bilişsel terapiler sorun odaklı yaklaşan ve kısa süreli terapi olarak değerlendirilir. Bir seans genellikle 40-45 dakika sürer fakat depresyon ve anksiyetesi olan danışanlar için       20-25 dakika seans uygulanabilmektedir. Şu da unutulmamalıdır ki, kronikleşen bir danışan olduğunda tedaviye dirençli olacağından seans sayısında artış görülebilmektedir. Bilişsel terapinin özünde “şimdi” ve “şu an”a vurgu yapılmaktadır. Ancak terapi süreci boyunca erken çocukluk dönemi, gelişim süreci, aile yaşantısı, olumlu-olumsuz yaşantılar ve sosyal etkileşim vb. gibi konulardan da yararlanılır (Türkçapar, 2012).

Kaynakça:

1) Türkçapar, H. (2012). Bilişsel Terapi (6.Baskı). Ankara: HYB Basım Yayın (2012)

2) Türkçapar, M.H., & Sargın, A.E. (2012) Bilişsel davranışçı psikoterapiler: tarihçe ve gelişim. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırma Dergisi, 1,7-14.

Elif KABAK


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.